kumar, zevk ve eğlence düşkünlüğü vb. en aşağı duyguları taşırlar. Bu kişiler işledikleri suçtan sonra pişmanlık duymazlar (Dönmezer, 1981: 117-118). Lombroso ciddi suçlular olarak nitelendirdiği saldırı fiillerini tekrarlayan veya hırsızlık yapan kişilerin söz konusu suç davranışlarını atalarından kalıtım yoluyla miras aldıkları ve bu kişilerin doğuştan suçlu oldukları sonucuna ulaşmıştır (Siegel, 2006: 8). Nitekim doğuştan suçlular, tüm suçluların yaklaşık üçte birini oluştururlar (Vold vd., 1998: 34; Akers, 1999: 37; Crews, 2009: 190; McCaghy vd., 2016: 28; Adler vd., 2018: 60). Geri kalan ise Lombroso’nun ikinci bir suçlu tipi olarak tanımladığı sadece zaman zaman suç işleyen “kriminaloid”lerdir (Crews, 2009: 190). Bu tür suçlular, suça teşvik edici çevresel faktörlerin onlara fırsat sağlaması ile suç işlerler (Lombroso, 1911: xxix). Sonradan Lombroso, sara (epilepsi) ve akıl hastalığının da bireyleri suça yatkın hale getirebileceğini savunmuştur. Genel itibarıyla, Lombroso suça eğilim gösteren bireylerin suç özelliklerini epilepsi, akıl hastalığı, frengi ve alkolizm gibi bir takım hastalıklardan muzdarip dejenere ailelerden kalıtım yoluyla elde ettiklerini iddia etmiştir (Siegel, 2006: 8). Dolayısıyla, Lombroso klasik okulun suçun insan doğasının karakteristik bir özelliği olduğunu iddia eden görüşlerini kabul etmemiştir. Bununla birlikte, cezanın suçu yaratan tabii kuvvetleri yok etmediğini, bu nedenle cezanın yerine sağlığın korunmasının suçu önlemede daha etkili olacağını savunmaktadır. Lombroso’ya göre, devlet suçla, sosyal savunmayı sağlamak için mücadele etmelidir (Dönmezer, 1981: 5). Pozitivist okulun önde gelen bir diğer ismi Enrico Ferri, Beccaria ve Lombroso’nun adımlarını takiben, suç ve ceza çalışmalarında sosyolojik ve hukuki anlamda yapılan ilerlemelerin kanıtı olarak ceza hukuku üzerinde derin etkiler yaratmıştır. Özgür irade felsefesinin ceza hukukunda yeri olmadığını ve suçlunun eylemlerinden ahlaki ya da kişisel olarak sorumlu tutulamayacağını ifade eden Ferri’nin Suç Sosyolojisi (Criminal Sociology) adlı eseri büyük önem taşımaktadır. Daha önce suçun kendisi incelenmiş olsa da, Ferri suçluya odaklanarak onu fiziksel yapısının ve sosyal çevresinin bir ürünü olarak incelemiştir (Nicotri, 1929: 179). Öyleyse Ferri’ye göre, suç hem doğal hem de sosyal bir fenomendir (Işıktaç, 2013: 178). Cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim, aile yapısı, meslek, ekonomi, ırk, coğrafya, iklim, örf-adet, din, göç ve nüfus gibi bir dizi biyolojik, fiziki ve sosyal faktör suça neden olmaktadır (Sellin, 1958: 484; Topçuoğlu, 1969: 507-508; Dönmezer, 1981: 6; Tümerkan, 1983: 57; Siegel, 2006: 134; Williams ve McShane, 2018: 28; Lilly vd., 2019: 54). Böylece Ferri, biyolojik ve fiziki faktörlerin suça neden olduğu hususunda Lombroso ile aynı inancı paylaşsa da (Adler vd., 2018: 61), özellikle suçla ilintili sosyal faktörlere yaptığı vurgu ile Lombroso’nun çalışmalarına sosyal bir boyut katmıştır (Siegel, 2006: 134). Nitekim Ferri, Lombroso’nun suçun doğal bir zorunluluk olduğu konusundaki görüşlerinin tamamen yanlış anlaşıldığını ifade etmiştir. Suç toplumsal bir ihtiyaç değildir, aksine toplumda kaçınılmaz bir olaydır. Zira yasalar ve cezalar da kaçınılmazdır (Sellin, 1958: 483-484). Belirli bireysel ve fiziksel şartlara sahip bir çevrede, genel olarak sabit koşullarla, ne eksik ne de fazla yalnızca belirli sayıda suç işleneceğini iddia eden Ferri’ye göre, bu durum kimyadaki “doyma noktası” kuralına benzer 32

Hedef paragraf seç3

Bir paragrafa bağla
Connect to an entity
Disable highlights
İçindekiler tablosuna ekle