Pozitivist okul, suçlunun rasyonel bir aktör olarak kendi özgür iradesiyle bilerek ve isteyerek suç işlediğini savunan klasik okula bir tepki olarak gelişmiş ve suçu bir takım determinist faktörlere bağlayarak açıklama girişiminde bulunmuştur (Tümerkan, 1983: 55; Marshall, 1999: 598; Beşe, 2013: 4; Dolu, 2013: 5). Buna göre, 19. yüzyılda suça ilişkin geliştirilen yaklaşımlarda meydana gelen değişimleri anlayabilmek için pozitivizm yanında determinizm kavramının da açıklanması gerekir. Determinizm, dünyadaki tüm olayların ve insan davranışlarının daha önce gerçekleşmiş başka olayların, yasaların veya güçlerin kaçınılmaz sonucu olarak belirlendiğini, böylece tüm nesnelerin veya olayların yeterli nedenleri olduğunu savunur (İçli, 1994a: 40; Beşe, 2013: 5; McCaghy, 2016: 22). Dolayısıyla, deterministlere göre bireylerin davranışları kontrolleri dışındaki koşullar tarafından belirlendiği için özgür iradenin varlığından söz etmek mümkün değildir (Beşe, 2013: 5). Kısaca pozitivist okul, klasik okulun savunduğu “özgür iradenin karşısına determinizmi, eşitlik ilkesinin karşısına bireysel farklılıkları ve insanların koyduğu yasaların karşısına doğa yasalarını” koyar (Chamberlain, 2015’ten aktaran: Boyacıoğlu, 2018: 236). Pozitivist okul, suç ve suçluluğun nedenlerine ilişkin ilk olarak biyolojik faktörler üzerinde durmuştur. Bu faktörlere odaklanan çalışmalar, 19. yüzyılın ikinci yarısında etkin olmalarına rağmen, 1970’lere kadar biyolojik açıklamalar dikkate alınmamış12 ve hatta II. Dünya Savaşı'ndan sonra ırkçı olarak nitelendirilmişlerdir (İçli, 1994a: 39; Adler vd., 2018: 52). Zira 1970’lere kadar suçun nedenselliği çalışmasında suçluların bedenlerindeki kusurların aksine zihinlerindeki kusurlara odaklanan pozitivist okulun ikinci bir alanı olarak psikolojik açıklamalar ön planda olmuştur. Nitekim 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren geliştirilmeye başlanan ve günümüzde de suç bilimine hâkim olmaya devam eden sosyolojik temelli açıklamalar ise, pozitivist okul içinde üçüncü bir alanı oluşturmaktadır (Adler vd., 2018: 52). Bu açıklamalar temelinde oluşturulan kuramların suç veya suçluluğa ilişkin temel varsayımlarını özetle şu şekilde belirtmek mümkündür: Biyolojik açıdan suçlu davranış bireyin sahip olduğu biyolojik yapıdaki bozukluk, gerilik ya da patolojiden kaynaklanırken; psikolojik açıdan suç bireyin erken yaşlardan itibaren yaşadığı kötü tecrübelerin, yanlış güdülenmelerin, hatalı ya da yetersiz sosyalleşmenin bir sonucu; sosyolojik açıdan ise suçun nedeni, bireyi kuşatan sosyal ve fiziksel çevre, sosyal yapılar yahut sosyal süreçlerdir (Dolu, 2013: 5). Suçla ilgili ilk biyolojik açıklamaların temellerini atan ve pozitivist okulun öncüsü sayılan Cesare Lombroso, öğrencileri Enrico Ferri ve Raffaele Garofalo ile birlikte pozitivist kriminolojinin 12 Biyolojik yaklaşım 20. yüzyılda önemsenmemiş olsa da, son yıllarda bio-sosyal kuram olarak adlandırılan çağdaş formu ile birlikte yeniden su yüzüne çıkmıştır. İlgili kurama göre, biyolojik faktörler, çevresel faktörlerle etkileşim içinde olarak bireyin davranışını etkilemektedir. Örneğin, doğum sırasında meydana gelen bir sorundan muzdarip olan çocukların, bir de olumsuz bir aile ortamında büyümeleri durumunda, sonradan bilhassa ergenlik döneminde şiddet eylemleri göstermeye yatkın olacakları savunulmaktadır (Siegel ve Senna, 2006: 5556). Dolayısıyla aile, arkadaş grubu, eğitim ve okul başarısı gibi çeşitli çevresel faktörler biyolojik faktörler tarafından şekillendirilebilir veya bu faktörler karşılıklı olarak birbirlerini etkileyebilirler. Suçluluğu oluşturan da bu etkileşimdir (Shoemaker, 2010: 28). 29

Hedef paragraf seç3