E/CN.4/2002/60/Add.2​ Sayfa 21 52. Eğitim ve öğretimin kabul edilebilir olması meselesi, Özel Raportörün dikkatine sunulan en tartışmalı sorunlardan birini oluşturmaktadır. Eğitim ve öğretimin uluslararası insan hakları standartlarına uygun hale getirilmesi, anayasal ve yasal çerçevenin dikkatle incelenmesini gerektirir. Bu çerçevenin bazı yönleri 1924-1934 döneminde çizilmiştir.72 Bu, uluslararası insan hakları hukukunun gelişmesinden hayli uzun bir zaman öncedir. A. Ulusal güvenlik ve insan hakları kaygılarını dengelemek 53. Askeriyenin önemi, Ankara’da gözle görünür şekilde hissedilmektedir. Bir tepeyi baştanbaşa geçen İnönü Bulvarı, Türkiye Millet Meclisinde başlayarak Anıtkabir’de biter. Bu iki nokta arasında sayısız askeri bina vardır. Özel Raportöre pek çok defa, bütün kamuoyu yoklamalarının, askeriyenin ülkedeki en saygın kuruluş olduğunu gösterdiği ifade edilmiştir. 54. Sivil otoritenin bütün askeri yapılar üzerinde tam denetimi olduğu varsayımı, insan hakları güvencelerinin temel dayanağı olarak görülür. Fakat bugünün Türkiyesi, alabildiğine merkezi (ve yakın zamana kadar askeri) bir Devlet yapısına sahiptir. Modern Türkiye’nin babası olarak görülen Kemal Atatürk ve haleflerinden pek çoğu askerdi. 1960-61, 1971-73 ve 1980-83 dönemlerindeki askeri yönetim ve 1997 yılındaki “yumuşak darbe”, silahlı kuvvetlerin ülkedeki statüsünü pekiştirmiştir.73 Ordu, Milli Güvenlik Kurulunda temsil edilmektedir.74 Bu kurulun yetki alanı, eğitim ve öğretimle ilgili konuları da kapsamakta, yabancı dillerde öğretim ve yabancı dil eğitiminin yanı sıra zorunlu öğretim alanlarını da derinden etkilemektedir. Kurulun görüşleri resmen bağlayıcı olmayabilir, ancak hükümet politika ve uygulamalarındaki etkisi aşikârdır. 55. 1998 yılında Anayasa Mahkemesinin önüne gelen Refah Partisinin kapatılmasıyla ilgili dava, bu konuda iyi bir örnek teşkil eder. Cumhuriyet Başsavcısı, iddianamesinde, Refah Partisinin Milli Güvenlik Kurulunun imam-hatip okullarının kapatılmasına dair bir kararına muhalefet etmesini vurgulamıştır. Savunma avukatları ise, Milli Güvenlik Kurulu kararlarının bağlayıcı olmadığını belirtmiştir.75 Milli Güvenlik Kurulunun söz konusu kararı hükümet politikası haline geldiğinden, savunma avukatlarının görüşü bir ağırlık taşımadı. Refah Partisi kapatıldı, imam-hatip okulları ise sayıca sınırlandırıldı.76 72 Anayasa 174. Maddesi, “Anayasanın hiçbir hükmü, (...) inkılâp kanunlarının (...) Anayasaya aykırı olduğu şeklinde anlaşılamaz ve yorumlanamaz" demektedir. Devrim Yasaları olarak bilinen yasalar arasında özellikle 1924 Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve 1934 tarihli Bazı Kıyafetlerin Kullanılmasının Yasaklanması Kanunu vardır. 73 Stephen Kinzer, “yumuşak darbe” (İslamcı olarak nitelenen Refah Partisi lideri Necmettin Erbakan liderliğindeki hükümetin ansızın iktidardan düşürülmesi) terimini, ordunun “siyasal iktidarın nihai kaynağı” olmasının altını çizerek açıklamıştı (Kinzer, S., Crescent and Star: Turkey between Two Worlds, Farrar, Strauss ve Giroux, 2002). 74 Anayasanın “Geçici Maddeler” olarak nitelenen son kısmı, Milli Güvenlik Konseyinin 12 Eylül 1980’de iktidara gelmesini vurgulayarak evrimini açıklar ve sivil hükümetin yeniden kurulmasının ardından Konseyin görevleri arasında “gençliğin eğitimi ve diyanet işleri”ni vurgular. 75 16 Ocak 1998 tarihli Karar, E. 1997/1 K. 1998/1. 76 Edward McBride’a göre, “eğitim ve öğretim sistemi, yaygın ve başarılı İslami okullara yönelik kısıtlamalardan dolayı fazladan bir yük altına girmiştir. Pek çok Türk, çocuklarını bu okullara güçlü inançları olmasından dolayı değil, fazladan eğitim ve disiplin alabilmeleri için göndermeyi tercih ediyordu. Devlet okullarının kalitesini yükseltmek yerine, Hükümet basitçe daha genç yaştaki öğrencilere bu okulların kapısını kapattı”. “Atatürk’s long shadow: A survey of Turkey”, The Economist, 10 Haziran 2000.

Hedef paragraf seç3