kriminologlardan olan Belçikalı matematikçi Adolphe Quetelet ve Fransız hukukçu André -Michel
Guerry’dir. Bu yaklaşım çerçevesinde, ilgili isimler suçun sosyal faktörlerle olan ilişkisini bilimsel
yöntemleri kullanarak araştırmışlardır. Suç istatistiklerine ilişkin veriler ışığında, cinsiyet, yaş,
mevsim, iklim, yoksulluk ve servet gibi faktörlerin nüfusa etkileri gözlemlenmiş ve sosyal faktörlerin
suç işleme eğilimi üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Bu hususta, Quetelet mevsim, iklim, nüfus
özellikleri ve yoksulluk gibi sosyal faktörlerin suçlulukla ilgili olduğunu ve suçlu davranışın
oluşumunu etkilediğini tespit etmiştir. Daha spesifik olarak, nüfusun heterojen bir yapıda olduğu
kentlerde, kırsal kesime kıyasla, suç oranlarının daha yüksek olduğunu ve suçluların da çoğunlukla
yoksul ve eğitim düzeylerinin düşük olduğunu iddia etmiştir (Dönmezer, 1981: 98; İçli, 1994a: 45;
Siegel, 2006: 9; Dolu, 2011: 208).
Pozitivist okulun ilk dönem düşünürlerinin İtalyan suç antropolojisine karşı Alexander
Lacassagne ve Gabriel Tarde öncülüğünde eleştirel bir yaklaşım olarak Fransız suç sosyolojisi okulu
kurulmuştur. Kuşkusuz bu okul Montesquieu, Rousseau ve Locke gibi düşünürlerin çalışmalarından
esinlenmiştir (Bal, 2013: 21). Lacassagne’ye göre, suça neden olan sosyal faktörlerdir. Zaman zaman
bireysel faktörler de suç nedenselliğinde etkili olmasına karşın, bu etki sosyal faktörlere kıyasla
ikinci derecede ve önemsizdir. İnsanı suçlu yapan sosyal faktörler olduğuna göre, “her toplum layık
olduğu suçlulara malik olur.” (Dönmezer, 1981: 102). Benzer şekilde, Tarde’ye göre suç davranışı
yalnızca suçlunun değil, dünyanın sorumlu olması gereken en temel sorundur (Bal, 2013: 21).
Böylece Tarde, Lombroso’nun psiko-biyolojik tiplemelere dayalı suçluluk kuramını, tıpkı normal
insanların meşru biçimde hayatını idame ettirmeyi öğrenmesi gibi suç davranışının da öğrenildiğini
savunarak reddetmiş ve suçun öğrenilme sürecini taklit prensibine dayalı olarak izah eden bir teori
geliştirmiştir (Adler vd., 2018: 66). Bu teoriye göre, insanlar davranışlarını toplumun adetlerine göre
biçimlendirirler. Öyle ki bir insan hırsızlık yapıyor veya birini öldürmeye teşebbüs ediyorsa, yalnızca
toplumdaki birini taklit ediyordur (Sutherland ve Cressey, 1978: 60).
Sosyoloji okulunun en büyük gelişimi Amerika’da gerçekleşmiştir. Kriminolojide 19. yüzyıl
sonu ve 20. yüzyıl başlarında suçun nedenlerini ve suçlu davranışı açıklamaya yönelik sosyolojik
yaklaşımlar önce Amerika’da, sonra Avrupa’da gelişmiştir (Dönmezer, 1981: 102). Kriminoloji,
Amerika’da sosyoloji bölümlerinin temel çalışma alanlarından biri haline gelmiş ve o dönemden
günümüze değin suça ilişkin sistematik çalışmalar öncelikle sosyologlar tarafından yapılmıştır.
Amerikan sosyologlarına göre, bireyin suç teşkil eden davranışı ile diğer sosyal davranışları aynı
süreçlere bağlıdır. Sosyologlar bu süreçlerin suçluluğa etkisini iki temel perspektif içinde
değerlendirmişlerdir. İlk olarak, suç oranlarındaki değişimler sosyal yapı veya sosyal
organizasyondaki değişimler ile ilişkilendirilmiştir. Kültürel çatışma, rekabet, toplumsal
tabakalaşma, fiziksel ve toplumsal hareketlilik, nüfus yoğunluğu ve bileşimi, politik, dini ve
ekonomik ideolojiler, işsizlik, gelir ve istihdamın dağılımı gibi sosyal koşullar değiştikçe suç
oranlarının değişip değişmediği tartışılmıştır. 20. y��zyılın ilk yarısından itibaren özellikle sosyal sınıf
ile suç oranlarındaki değişim üzerinde daha çok durulmuştur. İkinci olarak, sosyologlar bireylerin
38
Hedef paragraf seç3
Bir paragrafa bağla
Connect to an entity
Disable highlights
İçindekiler tablosuna ekle