toplumsal düzene zarar vermesi bakımından daha hafif olan eylemlerdir (Aslan, 1991: 157). Farklı bir görüşe göre, “cürümler bireylerin veya toplumun güvenliğine saldırı niteliği taşıyan eylemlerdir.” Kabahatler ise, kamu yararına olan kanunları ihlâl eden, bir bakıma yasak olarak tanımlandıkları için suç sayılan eylemlerdir. Cürümler kabahatlerden daha ağır sayılan suçlar oldukları için kabahatlere kıyasla daha ağır yaptırımlara bağlanmışlardır (Alacakaptan, 1975: 23, 25). Sutherland ve Cressey’e göre, suç ceza hukukunu ihlal eden bir davranıştır. Onlar için herhangi bir davranış ahlaken hoş karşılanmasa veya uygunsuz olsa da hukuken yasaklanmadığı sürece suç değildir (1978: 4). Antolisei suçu, “Devletin amaçlarına aykırı olan ve yaptırım olarak cezayı gerektiren insan davranışı” olarak tanımlamıştır (Alacakaptan, 1975: 4). Tappan’a göre, suç savunma veya sebep olmadan işlenen ve yasayla tanımlanan kasıtlı bir eylem veya ihmaldir (1947: 100). Barlow ve Kauzlarich’e göre, suç kanunlara aykırı insan davranışıdır (2010: 7). Michael ve Adler, ceza yasası tarafından yasaklanan davranışların suç olabileceğini iddia ederler (Muncie vd., 2009: 4). Hukuki kapsamda yapılan bu tanımlarda ortak vurgu suçu yasaya ve cezaya gönderme yaparak açıklamaktır. Herkes suçun faili (Yücel, 2003: 25) ya da mağduru olabilir. Suç dar ölçekte suç işleyen kişiyi ve mağduru etkilemesine karşın, geniş ölçekte doğrudan ya da dolaylı olarak bütün toplumsal yapıyı farklı biçimlerde etkileyen toplumsal bir sorundur. Bu yönüyle, ceza adalet sisteminin sınırlarını aşan önemli bir sorunsal olarak karşımıza çıkmaktadır (Dolu, 2013: 3). Örneğin, Paul Lutz, yasalarda tanımlanan bir kabahat işlediği için “genç” bir bireyin suçlu olduğunu ifade etmiştir. Fakat bu açıklama çeşitli olgulara bağlı olduğu için basit bir hukuki tanımlamanın ötesine geçememektedir. Zira yükümlü olduğu halde bilet parasını ödemeden otobüste seyahat eden de; birisini öldüren de suçludur (Yavuzer, 2018: 24-25). Suç, tam olarak düzenli bir hukuki kaideleri olmasa bile bazı cezai yaptırımların uygulandığı ilkel toplumlardan günümüz toplumlarına dek uzanan sosyal bir olgudur. Bu sebeple, ceza hukukunun tanımında olduğu gibi sadece bir yaptırımdan ibaret değildir. Aksine, suç hukuken belirlenmeden önce yer, zaman ve toplumsal yapı gibi bir dizi sebebin karşılıklı tesiri sonucunda ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, suç ve suçluluğun bizzat kendisinin toplumun diğer üyelerini etkilemesi bakımından toplumsal kurallar çerçevesinde incelenmesi gerekli görülmektedir (Sözen, 1986: 262). Bu açıdan birbirlerini tamamlayan iki disiplinin, kriminoloji5 ve sosyolojinin suça yaklaşımı özel önem taşımaktadır. Günümüzde suç ve suçluluk olgusunu tüm yönleriyle inceleyen “kriminoloji” adında yeni bir bilim gelişmiştir. Kriminoloji suça ilişkin çalışmalar yapan diğer tüm disiplinlerin bir sentezini teşkil etmesi hasebiyle disiplinlerarası bir bilimdir. Dönmezer’in yaptığı tanım ise kriminolojinin çalışma alanının içeriğini göstermesi açısından önemlidir. Buna göre, kriminoloji insanın sapkın davranışları ve eylemleri arasında suçu oluşturan faktörleri açıklayan ve bu negatif suç faktörlerinin kontrolünü amaçlayan süreçleri tespit eden insana ve suç işleyen insana ilişkin bilgilerin bütününün sentezidir 5 15

Hedef paragraf seç3