Aydınlanma Çağı sırasında ortaya çıkan klasik okulun temel dayanağı, özgür iradenin rasyonel uygulamasında bireyler tarafından kararların alınması ve uygulanmasıdır (Akers, 1999: 16). Beccaria gibi Bentham da özgür irade öğretisine inanır (Burke, 2009: 29). Öyle ki öğretiye iki önemli katkı onun tarafından yapılmıştır. Bentham özgür irade üzerindeki temel kontrolün acı korkusu olduğunu ve davranışı kontrol etmek için özgür iradeyi etkileyen cezanın korku yaratmanın ana yolu olduğunu savunmuştur (Burke, 2009: 25). Bu açıdan “suçlunun serbest bırakıldığı zaman daha büyük bir suç işlemesine engel olacak türden” ceza verilmesi gerektiğini ifade etmiştir (Yavuzer, 1986: 40; 2018: 233). Nitekim Bentham’a göre, ceza özünde zararlı bir yaptırımdır. Ceza yalnızca kendisinden daha kötü olanı önleyebildiği takdirde amacını gerçekleştirmiş olur. Buna göre, Bentham cezanın dört ana amacı olduğunu öne sürmüştür. Bunlar, tüm suçları önlemek; suçu önleyemediği zaman suçluyu daha az ciddi bir suç işlemeye ikna etmek; suçlunun gereğinden fazla güç kullanmasını önlemek ve suçu mümkün olduğunca düşük maliyetle kontrol etmek şeklinde sıralanabilir (Siegel, 2006: 98). Ancak onun çalışmalarında suçluluğun öğrenilmiş olabileceğine ilişkin güçlü ipuçları da bulunmaktadır. Bentham’a göre, suç yanlış yetiştirme veya hatalı sosyalleşmeden kaynaklanmaktadır. Bu yönüyle, suçlular da düzelmez canavarlar değil, davranışlarını ve tutkularını kontrol edemeyen “ileri çocuklar” veya “akılsız kişiler”dir (Burke, 2009: 29). Suç ve ceza kavramlarını hukuki açıdan inceleyen klasik okulun önde gelen düşünürleri Beccaria ve Bentham suçlu davranışa uygulanacak cezai yaptırımın belirlenmesinde bireysel farklılıkları dikkate almamaktadırlar. Bu okulun düşünürlerine göre, ilk defa suç işleyen ile mükerrir suçlu, çocuk ile yetişkin ve normal bir insan ile akıl sağlığı yerinde olmayan eşdeğerde olup, yasaya karşı gelen herkes eşit şekilde cezalandırılmalıdır (Yavuzer, 1986: 40-41; 2018: 233). Kuşkusuz bu husus klasik okulun ceza suça uygun olmalı temel savının başka bir ifadesidir. Bu klasik perspektif -suç ve ceza arasındaki ilişkinin adil olması gerektiği vurgusu- günümüz ceza adalet sisteminin de temelini oluşturmaktadır10. Klasik bakış açısı temelinde cezalar suçun ciddiyetiyle orantılı olacak şekilde düzenlenmeye çalışılmış ve hapishanelerin bir cezalandırma biçimi olarak kullanılması yaygınlık kazanmıştır. Zira daha öncede bahsedildiği gibi yaklaşık 19. yüzyıla kadar çoğu suçlu ya ölüm cezasına ya da ağır işkencelere tabi oluyordu. Dolayısıyla, klasik okulun ceza adalet sistemine ve genel anlamda insanlığa en büyük katkılarından biri de bu ağır cezai yaptırımların ortadan kaldırılmasına zemin hazırlamak olmuştur. Ancak tüm bunlara rağmen klasik okulun bazı eksiklikleri de vardı. Klasik okulun bireylerin yasayı ihlal eden davranışlarının nasıl bir cezai yaptırıma tabi olacağını bilmeleri durumunda, o davranışı gerçekleştirmekten vazgeçeceklerine dair görüşü, cezanın bireylerde yarattığı acı hazdan daha fazla olsa dahi toplumda suç oranı artmaya devam ettiği için eleştirilmiştir. Diğer bir ifadeyle, kötü yasaların kötü insanları yarattığı iddiası sorgulanmaya başlamıştır. Benzer şekilde, bireylerin özgür iradeleri ile iyi ve kötü arasında seçim 10 Klasik okulun günümüze etkilerini belirgin olarak görmek mümkündür. Öyle ki bireylerin suç işleme ve kusur yeteneği bakımından eşit olması, cezanın suçla orantılı ve caydırıcı olması, hukukun önceden belirlenerek bilinebilir olması ve bireylerin hayatına mümkün olduğunca az müdahale etmesi ve netice itibarıyla kanun önünde herkesin eşit olması ilkeleri klasik okulun modern ceza hukukuna etkileri olarak değerlendirilebilir (Sokullu-Akıncı, 2007: 118-119). 27

Hedef paragraf seç3