Toplumsal kültürün içerdiği gelenek, görenek, örf ve adet başta olmak üzere, hukuk kuralları
ile çatışan ve tüm bunlara aykırı olan insan davranışları sapma olarak nitelendirilmektedir. Ancak
sosyal normlara ve değerlere uymayanlar ile hukuk kurallarını ihlal edenlere karşı toplum nezdinde
farklı biçimde yaptırımlar uygulanmaktadır. İlk durumda, “ayıplama / kınama” gibi yaptırımlar söz
konusu iken; ikinci durumda, “hürriyetinden yoksun kılma, tazminat ödetme” gibi cezai yaptırımlar
söz konusudur (İçli, 1994a: 1; Bal, 2013: 11). Buna göre, sapma davranış “çoğunluğun onayladığının
dışında kalan ayıplanan veya cezalandırılan bir davranış” olarak tanımlanabilir (Bal, 2013: 11).
Benzer şekilde, sapma davranışa uygulanan yaptırımlar toplumdan topluma hatta aynı
toplumda zaman içinde ve sosyal gruplar açısından görece farklılık gösterebilir (İçli, 1994a: 1).
Herhangi bir toplumun ya da sosyal grubun “sapma” olarak nitelendirdiği bir davranış, diğer bir
kesim için “yaşam biçimi”ni ifade edebilir. Örneğin, “flört” sosyal etiketi bazı toplumlarda “sapma”
olarak görülür iken, bazılarında ise “normal” yani alışılagelmiş olarak görülür (Bozkurt, 2012: 173).
Buna karşın, sapmanın derecesine göre toplumun sapmaya karşı yaptırım düzeyi arasında doğru
orantı bulunmaktadır. Örnek verilecek olursa, “adam öldürme, hırsızlık” gibi sapma davranışlar
toplumun tüm üyeleri tarafından belirli düzeyde yaptırıma tabi olmaktadır. Aynı zamanda bu tür
sapmalar hemen her toplumun ceza kanunlarında belirlenmiş suçları teşkil etmektedir. Hatta yapılan
bazı araştırmalara göre, heterojen yapıya sahip kentlerde bile toplum bazı sapma davranışların -örn.
öldürme, yaralama, hırsızlık, yağma, cinsel suçlar vb.- kabul edilemez olduğu yönünde fikir birliğine
sahip olmakla birlikte, hukuki olarak cezalandırılmasını savunmaktadır. Nitekim “sokağa tükürme”
gibi sapma davranış ise, toplumun tüm üyeleri tarafından yaptırıma tabi tutulmamaktadır (İçli, 1994a:
1,4; McCaghy vd., 2016: 18-19).
Yukarıdaki örnekler açısından hangi davranışların kabul edilebilir, hangilerinin kabul edilemez
olduğuna dair fikir birliği farklı referans noktaları dikkate alınarak değerlendirildiğinde, davranışın
veya eylemin öncelikle kimin, hangi sosyal grubun veya toplumun çıkarlarını desteklediği ya da bu
çıkarlara aykırı olması durumuna göre ancak o zaman normal ya da sapkın olduğu konusunda fikir
birliği yapılabileceği savunulmaktadır. Örneğin, savaş sırasında “düşman” topraklarında bir eve girip
oradan para çalan askerin vatanında cezalandırılmasına ilişkin insanların fikir birliğine vardığı
söylenemez. Demek ki, hırsızlığa karşı tutum eylemin kime karşı yapıldığına göre değişmektedir.
Buna göre, çıkarları uyuşmayan tarafların şahsi, grup veya toplum çıkarlarını korumaları için
birbirlerini “düşman”, “yabancı” veya “öteki” gibi etiketlerle tanımlamaları tabii bir durumdur.
Dolayısıyla, kimin veya neyin sapkın olduğunun tanımı çıkarların korunmasına yönelik olarak
yapılmaktadır. Sapmanın bu göreliliği sorununa çözüm getirebilmek için çoğu teorisyen toplumun
üzerinde mutabık kalacağı normların yasalarda temsil edildiğini ve belirli kişi ya da grupların
çıkarlarına bakılmaksızın tüm toplumun refahının yasalarca korunduğunu ifade etmektedir. Ancak
hukuki kaynaklı bu söylem yine de bazı teorisyenler ve özellikle bu grupta yer alan sosyologlar
tarafından eleştiriye maruz kalmaktadır (McCaghy vd., 2016: 19).
20