Timasheff, An Introduction to the Sociology of Law adlı yapıtında, anti-sosyal davranışlarda
bulunan insanların ya da bireysel iradenin sosyal normlara uyumsuzluğunun kriminolojik olarak
incelenmesinin hukuk sosyolojisinin inşasına katkı sağladığını öne sürmüştür. Bu açıdan, kriminoloji
ve hukuk sosyolojisi6 karşılıklı olarak birbirlerini desteklemektedirler. Hukuki alandaki sosyolojik
eğilim suçlu davranışın yalnızca kanunlarla veya yasalarla belirlenmesinin ötesinde, insanların
birbirleriyle ve süreçlerle olan ilişkilerini gözlemleyerek ve sosyal uyuma tehdit oluşturan unsurlar
arasında bağlantı kurarak suçun rasyonel çözümüne odaklanmaktadır (1939: 39-41). Sosyoloji
özellikle 20. yüzyıl kriminoloji biliminin temelini oluşturmaktadır (İçli, 1994a: 15). “Suç-sosyoloji
ilişkisi en az suç-ceza hukuku ilişkisi kadar eskidir.” (Işıktaç, 2013: 173).
Emile Durkheim’a göre, suçluluk “kolektif şuurun inançlarını çiğneyen fiil” olarak
tanımlanmaktadır (Ülken, 1969: 268). Zira sosyolojide en önemli referans kaynaklarından biri olan
Durkheim, suçun olmadığı bir toplum mevcudiyetinin imkânsızlığından dolayı suçu normal;
toplumsal yaşamda suçların ihlal edildiği duyguların kolektif bilinçte bulunmasından dolayı suçu
zorunlu ve toplumsal değişim aracı olarak normal toplumsal evrim için önemli olduğundan dolayı
suçu yararlı görmektedir (Durkheim, 2013: 99-104). Seligman ve Johnson’a göre, suçluluk bir sosyal
grubun üyelerince iyi ve yararlı olarak kabul edilmiş bulunan adet ve geleneklerin, inançların ve
kurumların kurallarına aykırı bulunan anti sosyal davranışları ifade etmektedir (Evrim, 1970: 15).
Hobbes ise, Leviathan adlı yapıtında suçu, “yasanın menettiği bir şeyin sözle veya eylemle
yapılmasından veya yasanın emrettiği bir şeyin yapılmamasından oluşan bir günah” olarak
tanımlamıştır. Bu bakış açısına göre, “her suç bir günahtır; fakat her günah bir suç değildir.” (Hobbes,
2007: 206).
��zetle, Ceza Hukuku açısından suç, “yasanın suç saydığı ve bir yaptırımı gerektiren eylem”
olarak tezahür ederken; Kriminolojide suç, “çok sayıda faktörün etkisinde olmakla birlikte, iradi
insan eylemi” olarak tanımlanır. Toplum bilimi ise suçu, “toplumsal nedenlere bağlı olarak yerleşik
normlardan ileri düzeyde sapma davranışı” olarak açıklar (Bal, 2013: 15). Çoğu disiplin açısından
suç, ortak yaşama ters düşen sapma davranışlardan biri olarak görülmekte ve buna bağlı olarak,
toplumdaki bütün sapmalar suç ya da kabahat olarak adlandırılmaktadır. Bu yönüyle suç sık sık
“doğru yoldan ayrılmak” veya “doğru çizgiden sapmak” şeklinde tanımlanır (Selçuk, 2014: 85-86).
Bilhassa sosyal bilimciler ve eğitimciler, normalden sapma eğilimi gösteren suçlu davranışın ortaya
çıkmasında toplumsal etkileşimin önemli bir faktör olduğunu savunmaktadırlar. Bu hususta,
(Dönmezer, 1981: 16). Böylece suç, suçu önleme ve suç işleyen kişi kriminolojinin incelediği üç temel kavramdır (Yumak,
2015: 551).
6 Burada “hukuk sosyolojisi” teriminin “suç sosyolojisi” olarak yeniden isimlendirildiğini belirtmekte fayda var (Işıktaç,
2013: 171). Sosyoloji toplumsal bir olgu olarak suçu algılayan ve suçu doğuran tüm etmenleri toplumsal olgular (siyasi ve
ekonomik olgular vb.) ve toplumsal yapı ile ilişkilendiren disiplindir. Özetle, suç sosyolojisi suça ilişkin çalışmaların
sosyoloji bilimi çerçevesinde yapıldığı alt bilim dalıdır. Zira Durkheim’ın sosyolojik bakış açısıyla, suç olgusu ve intihar
üzerine yaptığı çalışmaların da büyük etkisi olduğu düşünüldüğünde, suç sosyolojisi 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren
sosyal normların ihlali açısından sapma sosyolojisi olarak da anılmaktadır (Bal, 2013: 35-37).
16