Dönmezer, 1981: 2; Evrim, 1970: 14). Özellikle bu üç faktörün temelinde yoksulluk bulunmakta ve
yoksulluk suçun annesi olarak tasvir edilmektedir (Phillips, 1999: 40). Suçlunun ıslah edilmesi ise,
ceza yoluyla aydınlatılması3 düşüncesi etrafında birleşmektedir (Dönmezer, 1981: 2). Aristoteles için
suç, bireyin dışında daha çok yoksulluk ve devrim gibi toplumsal koşulların sonucu, dolayısıyla
suçlular da merhametsizce cezalandırılmaları gereken toplum düşmanlarıdır. Suç veya suçluluğun
oluşumunda toplumsal koşullara atfettiği önem açısından Aristoteles, bazı kesimler tarafından “Suç
Sosyolojisi”nin kurucusu olarak kabul edilmektedir (Yavuzer, 2018: 24; 1986: 6).
Orta Çağda Thomas Aquinas, çoğu suçun kökeninin toplumsal ihtiraslara dayandığını ve tıpkı
önceki çağ filozofları gibi yoksulluğun da suça sebep olduğunu belirtmiştir (Yavuzer, 2018: 24).
Nitekim 19. yüzyılda ortaya çıkan pozitivizm akımından çok daha önce Thomas More, Montesquieu,
Rousseau, Voltaire, Beccaria ve Bentham gibi filozoflar suçu sosyal bir olay olarak kabul etmişlerdir.
19. yüzyıla gelindiğinde ise, suç olgusunu bilimsel deney ve araştırma yoluyla açıklayan Cesare
Lombroso suçu, doğum ve ölüm gibi doğal bir olay olarak tanımlamaktadır. Hatta ona göre suç
bitkiler ve hayvanlar âleminde de mevcuttur. Garofalo’ya göre suç bireyin biyolojik varlığının bir
ürünüdür. Ferri ise suçun, bireyin iradesi dışında biyolojik, fiziki ve sosyal faktörler neticesinde
ortaya çıktığını savunmaktadır (Dönmezer, 1981: 3-6; İçli, 1994a: 39-40). Bu tanımlardan da
anlaşılacağı üzere, eskiden beri suç kavramının açıklanmasında çeşitli yaklaşımlar söz konusudur.
Bu durum kavramın ne kadar karmaşık ve çok yönlü olduğunu bir kez daha gözler önüne sermektedir.
İleride suça ilişkin kuramsal yaklaşımların izahında ilgili düşünürlerin görüşleri gerektiği yerlerde
ayrıntılı olarak ele alınacaktır.
Suç olgusuna ilişkin yapılan diğer açıklamalara geçmeden önce, suç ve suçluluk kavramlarının
etimolojisinin incelenmesi konuya katkı sağlaması açısından önemli görülmektedir. Suç kavramının
etimolojik anlamlarını incelediğimizde, Eski Türkçe’de cürüm, kabahat ve Uygurca’da suy olarak
kullanıldığı görülmektedir (Ozankaya, 1984: 110; Nişanyan, 2007: 444; Avcı, 2009: 19). Bununla
birlikte, kavram diğer bazı Türk lehçelerinden olan Azeri Türkçesi’nde suç ve Nogay Türkçesi’nde
şüş olarak geçer (Eren, 1999: 376). Osmanlıca’da cürm terimi suç kavramının yerine kullanılırken,
İngilizce ve Fransızca’da ise sıklıkla crime suç kavramının karşılığı olarak görülmektedir
(Devellioğlu, t.y.: 181; Hançerlioğlu, 1979: 174-175). Latince kökenli olan crime sözcüğü
“yargıladım, karar verdim” anlamlarına gelen kökten türetilmiştir (Simpson ve Weiner, 1989). Aynı
zamanda İngilizce’de hata, ihmal, kusur ve suçluluk anlamlarına gelen, ancak daha çok çocukların
işlediği suçları ifade etmek için kullanılan delinquency kavramıyla da karşılaşılmaktadır. İlgili
kavramın Latince linquere sözcüğüne “-de” ön eki gelmesiyle, görevini ihmal etme veya görevinde
başarısız olma anlamlarına gelen delinquere’den türediği görülmektedir (Partridge, 1966: 348; Avcı,
3 Cezanın niteliği ve amacı, bireyi suça iten faktörlerin baskınlığını ortadan kaldırarak, suçu onun nazarında menfur kılmak
ve böylece onu tedavi etmek olmalıdır. Aynı zamanda ceza bireylere adalet sevgisi kazandırmalıdır. Burada adalete olan
sevginin bir başka ıslah unsuru olduğu aşikârdır (Honig, 1936: 420).
13