E/CN.4/2002/60/Add.2
Sayfa 24
alıştırmalarına yetişmek için mücadele edecek, en sonunda sınıfın gerisinde kalacak,
öğretmenin gözünden düşecek ve en nihayetinde okuldan ayrılacaktır. Çocuklar,
kendileriyle okul deneyimleri ve okuldan ayrılmaları konusunda konuştuğumuzda, bu
gözlemi doğruladılar. Bu problemin olası çözümlerinden biri, özellikle anadili Türkçe
olmayan göçmen ailelerin yaşadığı mahallelerde okul öncesi sınıfların açılmasıdır.”88
62. Bu çalışmanın sonuçlarına bakıldığında, Çocuk Hakları Sözleşmesinin içerdiği bilgeliği daha
iyi anlamak mümkündür. Çocuk Hakları Sözleşmesi, anadilinde eğitim ve öğretimi, her çocuk
için, eğitim dili ne olursa olsun, eğitim ve öğretim sistemine giriş için en iyi anahtar olarak
tanımlamıştır. Yeni eğitim ve öğretim ilkeleri de bu yaklaşımı desteklemektedir. Bu ilkelere göre,
“öğrenciler arasındaki farklar hesaba katılacak” ve “nasıl öğrenmek gerektiğini öğrenme”
meselesine öncelik verilecektir.89 Her çocuğa önce anadilinde eğitim vererek dil engellerini
ortadan kaldırmak ve böylece yakın oldukları bir dilde nasıl öğreneceklerini öğretmek, bu yeni
eğitim ve öğretim ilkelerinin uygulamaya geçirilmesi anlamına gelebilir.
2. Dil öğretimi ve öğrenimi
63. Türkiye’de tahminen 9 ila 15 milyon Kürt yaşamaktadır. Tahminler farklıdır çünkü Kürtler
tanınmamakta ve sayılmamaktadır. Dillerini kullanmalarına karşı kısıtlamalar vardır ve
çocuklara Kürtçe isim vermek, bu raporun yazıldığı sırada halen yasaktır. Türkiye Kürtlerinin
yaklaşık yarısı, Türkiye’nin güney doğusundaki geleneksel yurtlarında yaşar. Diğerleri ise
Türkiye’nin sanayi kentlerine ya da yurtdışına göç etmiştir. Türkiye Hükümetinin temsilcileri,
rutin olarak insan hakları sorunlarını “terörizm”e atfetmekte, Kürdistan İşçi Partisini (PKK)
suçlayarak Hükümetin tepkisini “terörizm”le mücadele olarak meşru göstermektedir. Abdullah
Öcalan’ın gösterişli bir şekilde yakalanması ve ardından yargılanması, “terörizm”in siyasal ve
hukuksal dağarcıktan silineceği umudunu yaratmıştı. Fakat 11 Eylül sonrası gelişmeler, bu
kelimenin kullanımının yanı sıra terimin, insan hakları inkâr, ihlal ve kısıtlamalarını haklı
göstermek için kullanılacağı korkusunu yeniden canlandırmıştır.
64. Kürtler, bir azınlık olarak tanınmamaktadır.90 Nitekim resmi söylemde “Kürt” teriminin
kullanılması yenidir. Daha önce kullanılan terimler “terörizm”, “ayrılıkçılık”, “Doğu sorunu”,
“Güney Doğu Anadolu sorunu” ya da “Güney Doğulu vatandaşlar” şeklinde farklılık
gösteriyordu. Böylece Kürtlerden, isimlerini zikretmeden söz ediliyordu. Çocuk Hakları
Komitesi, Haziran 2001’de nihai gözlemlerini ifade ederken, “Taraf Devletin Sözleşmenin 17, 29
ve 30. Maddelerine koyduğu çekinceler, özellikle eğitim ve öğretim, ifade özgürlüğü ve her
kişinin kendi kültüründen yararlanma ve kendi dilini kullanma haklarına ilişkin olarak, Lozan
88
Aksit, B. vd., Turkey: Working Street Children in Three Metropolitan Cities: A Rapid Assessment, Investigating
the Worst Forms of Child Labour No. 7, IPEC/ILO, Geneva, Kasım 2001, s. 28.
89
Milli Eğitim Bakanlığı - “2001 Yılının Başında Milli Eğitim”, Ankara, Aralık 2000, mim., s. 92.
90
Türkiye’nin azınlıkları tanıma politikası, 80 yıl sonra hâlâ 1923 Lozan Antlaşmasına dayanmaktadır. Türkiye’nin
Çocuk Hakları Komitesine ilk raporunda, Lozan Antlaşmasına göre Türkiye azınlıklarının Yunanlılar, Ermeniler ve
Yahudilerle sınırlı olduğu belirtilmiştir. Lozan Antlaşması 38. Maddesinde, “Türkiye’de yerleşik olan herkes
kamusal ya da özel alanda olsun, uygulaması kamu düzeni ve iyi ahlaka aykırı olmadığı sürece, her hangi bir akide,
din ya da inancı uygulamakta serbesttir” demektedir. Lozan Antlaşmasının 40. Maddesine göre, Müslüman olmayan
azınlıklar, masraflarını kendileri karşılamaları koşuluyla, her hangi bir hayır, dinî ya da toplumsal kuruluş, okul ya
da eğitim ve öğretim kurumu kurmak ve bu kuruluşlarda kendi dillerini kullanmak ve kendi dinlerini uygulamak
açısından eşit haklara sahiptir. Committee on the Rights of the Child, Initial report of Turkey (CRC/C/51/Add.4), 8
Ağustos 2000, para. 560.