E/CN.4/2002/60/Add.2
Sayfa 13
şimdiye kadar olduğundan çok daha fazla arttırılmasını gerektirmektedir. Özel Raportör,
UNESCO tarafından da tavsiye edilmiş olduğu gibi, eğitim ve öğretime ayrılan bütçe payının
gayrisafi milli hâsılanın (GSMH) yüzde 6’sına yükseltilmesini önermektedir. Bu, ihtiyaç duyulan
iyileşmeleri mümkün kılacaktır.
26. Gerçekten de, Türkiye’nin demografik yapısı, Hükümet açısından eğitim ve öğretimi mutlak
öncelikli bir alan haline getirmeyi gerektirmektedir. Nüfusun dörtte birinden fazlasını, okul
öncesi eğitim çağından orta öğrenime kadar resmi eğitim ve öğretim sisteminde bulunan
çocuklar oluşturmaktadır.31 Dahası, OECD ülkelerinde eğitim ve öğretim alanındaki başarılara
ilişkin karşılaştırmalı çalışmalar, kullanılan ölçüt ne olursa olsun, daima Türkiye’nin en altta yer
aldığını göstermektedir.32 Bu açıkça göstermektedir ki, bütçe tahsisleri açısından eğitim ve
öğretimin payının arttırılmasına öncelik verilmesinin yanı sıra, genel olarak kamu harcamalarının
gözden geçirilmesini de gerektirmektedir.
27. Zorunlu eğitimin yaygınlaştırılması ve uzatılması, eğitim alanındaki kamu harcamalarının
arttırılmasıyla desteklenmemiştir. İlköğretime, 1990 yılında GSMH’nin yüzde 1.7’si, 1992
yılında 2.1’i, ve 1997’de 1.4’ü büyüklüğünde pay ayrılmıştır.33 1990 yılında 11.7 milyon okul
çağındaki çocuk varken, konsolide hükümet bütçesinin yüzde 13.2’si Milli Eğitim Bakanlığına
ayrılmıştır. 1999’da öğrenci sayısı 15 milyona yükselmiş, Milli Eğitim Bakanlığının payı ise
yüzde 7.85’e düşürülmüştür.34 Öğretmen sendikaları adına konuşan Alaaddin Dinçer, 24 Ekim
2001’de, Hükümet bütçesinde eğitim ve öğretime ayrılan pay konusundaki belirsizliğin altını
çizmiştir. Dinçer, Hükümetin yaptığı tahminlere dayanarak, eğitim ve öğretimin 2001 yılında
yüzde 8.4 düzeyinde olan bütçe payının 2002’de yüzde 7.4’ düşeceği yönündeki kaygılarını ifade
etmiştir.35 Özel Raportöre öğretime yönelik bütçe ve bütçe dışı tahsisler konusunda farklı
rakamlar verilmiştir. Özel Raportör, bütün kaynakları izleyerek bu konuyu yakından takip
edecektir.
28. Türkiye Hükümeti, 20 Kasım 2001 tarihinde Uluslararası Para Fonuna (IMF) Niyet
Mektubunu göndermiştir. Hükümet, bu mektupta IMF ile standby anlaşması kapsamında
beklenen 3 milyar dolarlık krediye ilişkin taahhütlerini açıklamaktadır. Bu taahhütler arasında,
“kamu harcamalarının reel ekonomi üzerindeki ağırlığını azaltmak” yer almaktadır. Bu, özellikle
kamu hizmetlerini etkileyecektir. Personel maliyetleri düşürülecek, yeni istihdam asgari düzeye
düşürülecektir. İkame amaçlı yeni işe alımların düzeyi yüzde 50 olarak belirlenmiştir; ancak
güvenlik, öğretim ve sağlık hizmetleri bu sınırlamadan istisna tutulmuştur. Sadece askeri
kurumlar işe alma yasaklamasının dışında tutulmuştur.36
31
2000-2001 öğretim yılında Türkiye eğitim ve öğretim sisteminde 15,820,534 öğrenci ve 543,277 öğretmen
bulunmaktaydı ve bu rakam, Türkiye nüfusunun yüzde 26.2’sini temsil ediyordu. (Milli Eğitim Bakanlığı - “2001
Yılının Başında Milli Eğitim”, Ankara, Aralık 2000, mim., s. 107.)
32
OECD Eğitim Araştırmaları ve Yenilik Merkezinin geliştirdiği göstergeler, eğitim ve öğretime kamu yatırımı
konusunda Türkiye’nin OECD ülkeleri arasında sonuncu olduğunu göstermektedir (OECD ortalaması GSMH’nin
yüzde 5.7’si iken, Türkiye’de yatırım miktarı GSMH’nin yüzde 3.5’ini oluşturmaktadır; öğretmen maaşlarının yanı
sıra kişinin, özellikle kadın ve kız çocuklarının yaşam döngüleri boyunca eğitim ve öğretim olanaklarından
yararlanması bakımından da Türkiye son sıradadır (resmi eğitim ve öğretimde OECD ortalaması 16.9 yılken
Türkiye’de ortalama 9.5 yıldır). Bkz. Education at a Glance 2001. OECD Indicators, Paris, 2001.
33
UNESCO, Herkes İçin Eğitim, 2000 Değerlendirmesi: Türkiye Raporu, Milli Eğitim Bakanlığı, Ankara, 1999,
www2.unesco.org/wef/countryreports/turkey.
34
Bu rakamlar, Milli Eğitim Bakanlığı web sitesinde bulunmaktadır (www.meb.gov.tr).
35
Tam metin için bkz. www.egitimis.org.tr.
36
Tam metin için bkz. www.imf.org/external/np/loi/tur/05.