davranışı kontrol edilebilir. Beccaria ve Bentham “suça uygun ceza”, “rasyonel suç
kontrolü”, “çağdaş adalet sistemi” gibi konularda üretimlerde bulunmuşlardır ve klasik
ekolün etkileri 1789’da yayımlanan İnsan Hakları Bildirgesi’nde görülmektedir (İçli,
2007, s. 63-65).
Pozitivist akım 1890-1920 yılları arasında ABD’de çocuk mahkemelerinin
kurulduğu döneme denk gelmiştir. “İlerleme çağı” olarak adlandırılan bu d��nemde,
Amerikan toplumu sosyal sorunların çözümünde pozitivist ilkelerin çare olacağına
inanmıştır. Sosyal bilimciler vakalarla ilgili bütün verileri toplayıp, bu veriyi bilimsel
yöntemlerle analiz etmiş ve uygun çözümler bulmaya çalışmışlardır. Pozitivist yaklaşımla
hareket eden sosyal bilimciler, 1900’lü yılların başında suçluluk sorununun nedenlerini
bulabileceklerine ve bu sorunu çözebileceklerine inanmışlardır. Pozitivist akım içinde
fakirlik gibi çevresel faktörler (sosyolojik)ve biyolojik faktörler suçun nedeni olarak
gösterilmiştir. Ancak, o dönemde pozitivist reformcular arasında, suçluluk konusunda
sosyolojik ve biyolojik etkenlere kıyasla, psikolojik etkenler daha büyük çapta kabul
görmüştür (Bartollas ve Schmalleger, 2017, s. 57). Klasik ekolde suç işleme davranışı
kişinin özgür iradesi ile açıklanırken, 19. yüzyıl ortalarından itibaren gelişen pozitivist
bilim anlayışına dayanan teorilerde, suçluluğu belirleyen diğer etkilerin önemi
vurgulanmaya başlamıştır. Pozitivist çalışmalarda, suç davranışına yön veren etmenler
olarak önceleri genetik faktörler gibi biyolojik etkiler üzerinde durulmuştur. Devamında,
kişilik, öğrenim, ahlaki gelişim gibi psikolojik etkilere doğru bir eğilim olmuştur.
Sosyolojik boyutta ise, suça yol açan etmen olarak sınıf yapısı ve fakirliğe atıf yapan
sosyal yapı teorileri, arkadaş ve aile ilişkilerine odaklanan sosyal süreç teorileri gibi
teoriler ortaya çıkmıştır (Yücel, 2008, s. 69).
Biyolojik yaklaşım suç davranışını kalıtım ve fiziksel özellik gibi biyolojik etkenler
ile açıklar. Lombroso (1968) suçluların evrim zincirindeki bir soya çekimin (atavizm)
sonucu olduklarını öne sürüp, İtalyan mahkumlar ve askerleri fiziksel özelliklerine göre
karşılaştırarak, suçluların bazı fiziksel özelliklerinin (kulak, burun, ağız şekilleri, fazladan
parmak ve benzeri) ayırt edici olduğunu ortaya koymuştur. Siegel ve Senna’ya göre
(1988) biyolojik suç kuramcıları bazı suçla ilişkili özelliklerin kalıtsal olarak aktarıldığına
ve sosyal çevreyle ilgisiz olduğuna inanmaktadır. Fishbein (1990) ise beyindeki kimyasal
dengesizliklerin gençlerdeki anti sosyal davranışlarla ilişkili olduğunu belirtmektedir.
Özellikle beyin frontal lobunu hedef alan sert darbeler ile anti sosyal davranış arasındaki
12