İKİNCİ BÖLÜM
KAVRAMSAL ÇERÇEVE
2.1. Tarihsel Gelişim Sürecinde Çocuk
Antik
dönemde
çocuklara
yönelik
tutumlara
ilişkin
pek
fazla
bilgi
bulunmamaktadır. Eski Yunan Edebiyatı’nda çocuklara ne ad verileceğine ilişkin
belirsizliklerin olması Eski Yunanlılara ait kesin bir çocukluk kavramı
bulunmamasının gerekçesi olarak görülmüştür. Ayrıca Eski Yunanlılar, özel bir yaş
kategorisi olan çocukluğa genel olarak sınırlı ilgi göstermişler; bebeklik ile yaşlılık
arasında kalan çağların hemen hemen tamamını çocuk ve gençlik çağı olarak
nitelendirmişlerdir (Akyüz, 2018, s. 94-95).
Edebiyat ve resim sanatları üzerine incelemeler yapan Ariês, Çocukluğun Yüzyılları
adlı eserinde Ortaçağ’da Batılı toplumların 12. yüzyıla kadar çocukluk anlayışını
bilmediğini ya da Ortaçağ’da çocukluğa yer olmadığını ifade etmektedir.
Çocukluğun keşfedildiği 13. yüzyılda modernite kavramına biraz daha yakın
görünen birkaç tipte çocuğun bulunduğu, bu tiplerin de melek, sanat tarihinde küçük
çocuklar, çıplak çocuk şeklinde birbirinden ayrışarak minyatür ve sanat içerisinde
yer aldığı belirtilmektedir (Ariês, 1962). Postman ise Ortaçağ’da çocukluğun yedi
yaşında bittiğini ifade etmektedir. Çocukların iyi bir biçimde konuşmaya ancak yedi
yaşında başladığını, bu yaştan itibaren yetişkinleri anlayabildikleri için bu yaşın
kilise tarafından “akıl yaşı” olarak ifade edildiğini belirten Postman, Ariês gibi
çocukların yetişkinler gibi minyatürlerde 13. ve hatta 14. yüzyılda görüldüğünü
belirtmektedir (1995, s. 19-53)
17. yüzyılda farklı bir çocukluk algısının ortaya çıkışı ve modern anlamda çocukluk
düşüncesinin yaygınlaşması, okulların yaygınlaştırılmasıyla mümkün olmuştur.
Okulların yaygınlaşmasıyla da çocuklar, yetişkinler dünyasından koparak kendi
başlarına bir varlık olarak kabul edilmiştir. Sanatta, edebiyatta, dilde, oyunlarda,
giysilerde ve okulda çocuk kavramının yansımalarından hareketle 19. yüzyılda
çocuk merkezli aileye dönüşümü inceleyen Ariês, çocukluğun sadece biyolojik bir
13