Dede korkut hikayelerinde ise İslamiyet’ten önce Türk toplumlarında çocuğun önemsendiği, eğitimine önem verildiği ve çocuğu olmayan ailelerin hor görüldüğü ifade edilmektedir [22]. Türk İslam toplumunda çocuğun yedi yaşına kadar masumiyetinin ön planda olduğu, bu nedenle birlikte her türlü kötü muameleden korunduğu ve ergenlik dönemine kadar eğitime önem verildiği görülmektedir. 10. yüzyılda Farabi çocuktaki bireysel farklılıklara dikkat çekmiş, İbni Sina çocuğun ruhsal ve bedensel sağlığının üzerinde durmuş ve Gazali ise çocuğun eğitiminde pekiştirmelere dikkat çekmiş, oyunun önemini vurgulayarak bugüne benzer bir çocukluk anlayışı sunmuştur. Çeşitli tarihi kaynaklarda sanayi devriminin ortaya çıkması ile İngiltere gibi gelişmekte olan sanayi ülkelerinde çocukların çalıştırıldığı ve çocukluklarının ellerinden alındığı ifade edilmektedir[5]. Teknoloji gelişimi ile eğitimli bireylere artan ihtiyaç nedeniyle çocukların fabrikalardan okullara yönlendirilmesi gündeme gelmiştir. Aydınlanma çağı ile çocuklar vatandaş olarak değerlendirilmiş ve babanın çocuk üzerindeki mutlak hakimiyeti kısmen kırılmıştır. John Locke’un, çocuk beynini öğretmenler ve aileler tarafından işlenmesi gereken boş bir levha (tabularasa) olarak görmesi ve Jean Jack Rousseau’nun sorumluluk sahibi, kendilik saygısı yüksek, problem çözmede ve davranış kontrolünde başarılı bireyler yetiştirmenin üzerinde durması ile çocuğa ve çocukluk kavramına bakış değişmiştir [23]. Sanayi devrimi sonrası ABD’de ticari kazanç olarak görülen çocukların tarım alanları gibi yerlerde çalıştırıldığı görülmektedir[24]. Kendi tarihimiz incelendiğinde; Orta Asya’da kurulan Türk devletlerinde çocukların aile bireylerinden ayrı olarak değerlendirilmeyip çocuklara oyun oynarken bile savaş tekniklerinin öğretildiği görülmektedir. Erkek çocukları halkın temel geçim kaynaklarını oluşturan hayvancılık, ticaret, demircilik gibi sistemlerin içinde yetiştirilirken, kız çocukların ise ailedeki kadın kişiler tarafından dokumacılık gibi faaliyetlerin içinde yer aldığı bildirilmektedir. Osmanlı devletinde değişik kaynaklarda çocuk anlamında ‘tıfl, sabî, sagir, sagire, veled, evlâd, ibn’ gibi ifadelerin kullanıldığı görülmekte ve anne babasının hayatta olma durumuna göre yetim, öksüz gibi ifadeler de eklenmektedir [25]. Osmanlı döneminde, çocuğun hukuki denetim ve velayeti baba 6

Hedef paragraf seç3