Durkheim’ın kuramsal çalışması “insan toplumlarında bütünleşmenin ve düzenin temelini oluşturan nedir?” sorusu etrafında gelişmiştir. Durkheim toplumu bir bütün olarak algıladığı için önceleri bu soruyu makro bakış açısıyla ele alırken, sonradan insanlar arasındaki etkileşimleri ve ritüelleri incelemesiyle birlikte mikro bakış açısıyla değerlendirmeye başlamıştır (Turner vd., 2013: 353). Durkheim bu soruya kapsamlı ve sistematik bir yanıt verebilmek için dayanışma veya bütünleşme biçimleri temelinde toplumları mekanik ve organik olmak üzere iki kategoride sınıflandırmıştır. Bu toplum tiplerinin her birinin farklı hukuk sistemine, suç ve ceza ilişkisine, genel anlamda, farklı toplumsal dayanışma özelliklerine sahip olduğunu gözlemlemiştir. Böylece suçun nasıl ortaya çıktığına ve suç olgusunun toplumdaki fonksiyonlarına dair açıklamalarını bu toplum tipolojisi etrafında oluşturmuştur (Bal, 2013: 35). Durkheim’a göre, toplumu incelemenin yolu, bileşen parçalarına bakmaktır. Durkheim toplumun nasıl işlediğini görmek için bu bileşen parçalarına, başka bir deyişle, yapısına ve kurumlarına bakmıştır. Eğer toplum istikrarlıysa ve parçaları sorunsuz bir şekilde işlerse, o zaman sosyal düzenlemelerin fonksiyonel olduğu açıkça söylenebilir. Durkheim, bu topluma “uyum, iş birliği ve fikir birliği” etiketini koymuştur. Ancak bileşen parçalar toplumun istikrarını ve sosyal düzeni tehdit edecek şekilde düzenlenirse ki, bu düzenlemeler fonksiyonel değildir. Zira sınıflı toplum yapısında, sınıfların çatışma içinde olma eğilimi işte bu düzenlemelerin eksik ya da hatalı oluşundan, dolayısıyla toplumsal istikrara ve düzene tehdit oluşturmasından kaynaklanır (Adler vd., 2018: 102). Durkheim’ın The Division of Lobor in Society (1947) adlı ünlü eseri, toplumların organizasyonu üzerinde ilk ve en temel çalışmasıdır. Durkheim, bu eserinde farklılaşmamış ve basit yapılardan oluşan mekanik dayanışma üzerine kurulu toplumlardan, farklılaşmış ve karmaşık yapılardan oluşan organik dayanışma üzerine kurulu toplumlara geçişte evrimleşmeye bağlı olarak toplumsal düzendeki değişmeleri dikkate almıştır. Mekanik dayanışmanın olduğu ilkel, basit toplumlarda herkesin paylaştığı ortak duygular egemendir. Bu toplumlar gerek aynı kültür, duygu, değer ve yaşam tecrübelerini paylaşmaları ve gerekse beklentileri, ilgi alanları ve uğraşları ile birbirlerine oldukça benzemektedirler. Bu toplumlarda bireyler henüz farklılaşmadığı ve toplum homojen bir görünüm sergilediği için toplumsal istikrarı ve düzeni korumak nispeten kolay olmaktadır. Ancak artan iş bölümü ile birlikte, toplumun tutarlı birliğinin zayıfladığı, bireylerin farklılaştığı ve sosyal yapının daha heterojen olduğu organik dayanışma üzerine kurulu toplumlarda ise toplumsal istikrarı ve düzeni korumak daha zordur (Taylor vd., 1973: 76-77; Aron, 2010: 230; Başıbüyük ve Karakuş, 2012: 49). Toplumda işlenen herhangi bir suç işte bu farklılıklara, diğer bir ifadeyle, sosyal yapıdaki heterojenliğe bağlıdır (Siegel, 2006: 9). Durkheim herkes tarafından kabul görmüş ortak normların yokluğunda sosyal kontrol araçlarının daha zayıf olduğunu ve bu nedenle de suçun ortaya çıktığını ifade etmiştir. Dolayısıyla, “suçu önlemek için aile, okul, devlet, ekonomi gibi informel ve formel sosyal kontrol araçlarını geliştirmek gerekmektedir.” (Boyacıoğlu, 2018: 237). 42

Hedef paragraf seç3

Bir paragrafa bağla
Connect to an entity
Disable highlights
İçindekiler tablosuna ekle