Belirgin farklılıklarına rağmen, öncelikle her iki okul arasında kuramsal bağlantıların
bulunduğu vurgulanmalıdır. Öyle ki pozitivist okul insanların bilgiye, akla ve deneyime
yönelmesiyledir ki, 18. yüzyıl Aydınlanma felsefesinin, diğer bir ifadeyle, klasik okulun sonucunda
meydana gelmiştir. Böylece her iki okulun da kökleri geçmişe dayanmakta ve her ikisi de suça ilişkin
klasik yaklaşımları ifade etmektedirler. Bugün ise çağdaş formlarıyla hala kuramsal zeminde ve ceza
adalet sisteminde etkin konumdadırlar. Bu okulların temel iddiaları karşılaştırmalı bir bakış açısıyla
değerlendirildiğinde ise, genel itibarıyla, klasik okul suçu “rasyonel bir tercih” olarak ele alırken yani
bireylerin akılcı bir biçimde suç işlemeyi seçtiklerini ifade ederken; pozitivist okul ilk dönem suç
davranışının oluşmasında özellikle biyolojik faktörler üzerinde durmuştur (Dolu, 2013: 4-5; Adler
vd., 2018: 52). Bu açıdan, klasik okul suçu kontrol etmek için mümkün olduğunca caydırıcı cezalar
verilmesini vurgularken; pozitivist okul ise, özgür irade dışında diğer faktörler arasında determinist
ilişkiler kurduğu için suçlu davranışın cezalandırma ile değil, rehabilitasyona dayalı tedavi odaklı
yaklaşımlar ile kontrol altına alınmasının daha doğru olduğunu vurgulamıştır (Onwudiwe, 2004:
153).
2.3. Sosyolojik Suç Kuramları
“Tarihte hiçbir toplum yoktur ki, orada belirli fiiller yasaklanmamış ve bunun karşılığı olarak
ceza müeyyidesi var bulunmamış olsun.” Suçlar toplumsal koşullara göre şekillenmişlerdir
(Dönmezer, 1981: 72). “Suçu toplum hazırlar, birey işler. Suçun nedeni sosyal ve hukuki
kurumlardadır; yoksa bireysel suçluda değildir.” (Yücel, 2003: 53). Kuşkusuz suçun nedenlerine
ilişkin en geniş bakış açısı da sosyolojik temelli görüşlerdir. Heidensohn (1989: 2-3)’a göre, suç
toplumsal olarak inşa edilmiş ve tanımlanmış bir kavram olduğu için hiçbir disiplin sosyoloji bilimi
kadar suç olgusunu başarılı olarak çözümleyememiştir. Siegel (2006:178)’in suç davranışının
toplumsal etkileşim ve sosyal güçler sonucunda meydana geldiği, dolayısıyla suçu en iyi biçimde
açıklayacak bilim insanlarının sosyologlar olduğu yönündeki savları da suçluluğun sosyoloji bilimi
tarafından araştırılmasının önemini vurgular niteliktedir. Zira sosyolojik bakış açısını dikkate
almayan kuramsal yaklaşımlar suç olgusunu, sapkın veya suçlu davranışı ve temelde insanı suça iten
nedenleri tam anlamıyla açıklayamazlar. Öyleyse insan davranışlarının suç teşkil eden dinamik
yönlerini, sosyal değişme ve tüm toplumsal etkenler temelinde açıklayan sosyolojik bakış açısı,
Mills’in deyimiyle insanların daha etkin yurttaşlar olmalarına da yardımcı olur (Carrabine vd., 2009:
5). Sosyolojik bakış açısına göre, suç sosyal ortamın ürünüdür. İçli (1994: 67)’nin belirttiği gibi, bu
bakış açısı çerçevesinde hasta olan suçlu değil, toplumdur.
Sutherland ve Cressey (1978: 60)’e göre, suçun sosyolojik açıdan incelenmesi kartografik
kriminoloji okulu ile başlamış ve sosyolojik-sosyalist okul ile devam etmiştir. 19. yüzyılda suçu,
genel olarak, sosyal çevrenin bir fonksiyonu olarak değerlendiren yaklaşımlar yaygınlık kazanmıştır.
Suç ve suçluluk problemlerinin sosyal ve coğrafi koşulların zorunlu bir sonucu olduğunu iddia eden
coğrafi okul olarak da adlandırılan kartografik kriminoloji okulunun kurucuları, ilk sosyal
37
Hedef paragraf seç3
Bir paragrafa bağla
Connect to an entity
Disable highlights
İçindekiler tablosuna ekle