şekilde suçta aşırı doymuş ereği kanunu ile ifade edilebilir (Dönmezer, 1981: 6; Sokullu-Akıncı,
2007: 129; Bal, 2013: 26). Belirli bir suç tanımı beraberinde ceza niteliğine de sınırlama getirdiği
için bu yaklaşıma ceza doygunluğu kanunu da denilmektedir (Williams ve McShane, 2018: 28). Bu
nedenle, pozitivist okulun ceza anlayışının temelinde, toplumsal sorumluluk vardır. Bu okula göre,
akıl hastası olanlar ve çocuklar da dâhil olmak üzere suç işleyen herkes topluma karşı sorumludur
(Artuk vd., 2007’den aktaran: Akgün, 2012: 332). Bu açıdan, toplumun kendisine tehdit oluşturan
davranışlara ve bunların sorumlularına karşı bir takım savunma önlemleri alması, diğer bir ifadeyle,
cezaya başvurması en tabii hakkıdır (Sellin, 1958: 484; Dönmezer, 1981: 6). Dolayısıyla, cezanın
amacı “suçlunun bir bedel ödemesi değil, toplumun korunmasıdır.” (Akgün, 2012: 332). Ferri’ye
göre, adaletin sağlanması için yapılması gereken de budur. Çünkü adalet, “belirli bir hükmü gerekli
gören çoğunluğun iradesidir.” Bu görüşte ısrarcı olan Ferri, tıpkı Beccaria gibi yaşam boyu mücadele
ettiği ölüm cezasını kaçınılmaz olarak belirli sınırlar içinde kabul etmiştir (Sellin, 1958: 484). Ancak
yine de pozitivist okulun, bilimsel yöntemlere dayalı önleyici tedbirlerin suçun kontrolünde başarılı
olacağı tezini savunmuştur (Adler vd., 2018: 61). Ferri bilhassa çocuk suçluluğuna karşı alınan
önleyici tedbirlerin üzerinde durmuştur. Çalışmalarında Amerika özelinde suça sürüklenen
çocukların yerleştirildikleri ıslahevleri ve meslek okulları gibi çocuklara fayda sağlayacak tedbirlere,
örnek teşkil etmesi açısından, sıklıkla yer vermiştir (Nicotri, 1929: 179). Öyle ki, Ferri suçu önleme
alanında en önemli değerlerinden biri olarak sostitutivi penali adını verdiği bu sistemin, diğer bir
ifadeyle, cezanın ikamesi olan tedbirlerin daha etkili olduğunu vurgulamıştır (Nicotri, 1929: 180;
Dönmezer, 1981: 6). Bu sistem, yasa koyucunun, yasama önlemleriyle suçun nedenlerini kontrol
etmesi gerektiği fikrine dayanır (Nicotri, 1929: 180).
Ferri Suç Sosyolojisi adlı eserinde suçluları beş gruba ayırmıştır: (1) Akıl hastası suçlular:
Epilepsi, zekâ geriliği, paranoya ve diğer klinik olarak tanımlanmış zihinsel hastalıkları nedeniyle
suç işleyenler; (2) Doğuştan suçlular: Lombroso’nun atavistik olarak tanımladığı kuşaklar boyu bir
dizi kalıtımsal sorunların kaçınılmaz etkisi ile suç işleyenler; (3) İtiyadi suçlular: Olumsuz bir sosyal
çevrenin de etkisiyle, ahlaki zayıflığa sahip alışkanlık nedeniyle suç işleyenler; (4) İhtirasi suçlular:
Ahlaki bir durum karşısında kontrol edemedikleri duygu ve dürtüleri nedeniyle suç işleyenler; (5)
Tesadüfi suçlular: Doğuştan biyolojik, fiziksel veya psikolojik sorunları olmasından ziyade, aile ve
sosyal koşulların etkisiyle suça itilen yahut suça sürüklenenlerdir (Sellin, 1958: 485; Dönmezer,
1994; McCaghy, 2016: 28). Ferri, bu suçlu tasnifi ile çocuk suçluluğu hususunda da özel bir ayrım
yapmıştır. Örneğin, ailelerinin terk etmesi, eğitim eksikliği, yoksulluk ve kentsel alandaki olumsuz
sosyal çevre vb. nedeniyle suça sürüklenen çocukların tesadüfi suçlular arasında yer aldıklarını ifade
etmiştir. Ancak bu çocukların hapishanelerde diğer ve daha kötü suçlularla etkileşim içinde olmaları
halinde ise, ahlaki deformasyona bağlı olarak suç alışkanlığı kazanabileceklerini ve hatta suçu ticaret
haline getirebileceklerini iddia etmiştir. Nitekim her suçlu bu tasniflere bütünüyle uymamakla
birlikte, Ferri büyük eserinin beşinci baskısı için aslında çağdaş dünyanın hızla değişen koşullarına
bağlı olarak yeni bir suçlu tipinden de bahsetmiştir. Ferri’ye göre, bu tür suçlular kötülükten ziyade
öngörü ve dürüstlük eksikliğinden veya ihmal ve itaatsizlikten dolayı çeşitli derecelerde zarar ve
33
Hedef paragraf seç3
Bir paragrafa bağla
Connect to an entity
Disable highlights
İçindekiler tablosuna ekle