“Kuralın, yasağın olduğu her yerde kuralı bozma, yasağı çiğneme, doğru olandan sapma ya da yasağa karşı gelme vardır. Bu, birey-toplum çatışmasının bir görünümüdür.” Bireyin toplumla, kuralla çatışması, ezeli ve ebedidir (Yavuzer, 2018: 16-20). Toplumda herkesin uymakla yükümlü olduğu birtakım kuralların geçerli olması elzemdir. Her toplum sosyal kontrol aracılığıyla, bireylerin birbirleriyle uyum içinde varlıklarını sürdürebilmeleri için kurallara uyum sağlamasını talep eder. Sosyoloji bilimi literatüründe bu kurallar norm olarak adlandırılmakta ve norm ortalamadan daha fazlasını ifade etmektedir. Şöyle ki norm, “insanların daha fazla veya daha az ölçüde uyduğu ideal bir davranış standardı” olarak tanımlanır (Mann, 1983: 266). Bir bakıma norm, toplumda sosyal düzeni sağlayabilmek için geleneksel rehber rolündedir (Bal, 2013: 11). Bu açıdan sosyoloji bilimi bireyin, toplumun bilinçli bir üyesi olabilmesi ve toplumsal kültürün normlarına uyan bir kişilik kazanabilmesi için sosyalleşmenin gerekli olduğunu savunmaktadır. Toplumsal birey olabilmek için ön koşul sosyalleşmenin kurallarına uyum göstermektir. Ancak bu sayede toplumda uyum gerçekleşir (Dönmezer, 1981: 72; 1990: 141-142). Toplumsal yaşam bireye hem ne yapılması gerektiğini, hem de ne yapılmaması gerektiğini gösteren normatif düzenlemeleri içermektedir. Toplumsal yaşam gerçek bir toplumsal olgudur. Toplumsal olgular bireyler arası ilişki ve davranışın normatif olan toplumsal düzen boyutunu ifade etmekle birlikte, aynı zamanda bireylerin normlara ve standartlara uyum sağlamamaları sonucu oluşan olumsuz davranışları da yansıtmaktadır. Toplumsal yaşam düzen için bireylerden mevcut normlara uymalarını beklemektedir. Nitekim gerek toplumsal dünyanın gerekse bireylerin doğası gereği, her zaman normlara uyumdan söz etmek mümkün değildir. Her toplumda bireylerin farklı ihtiyaçları bulunmakta ve bu ihtiyaçların karşılanması sırasında, toplumsal yaşamı düzenleyen bir takım normların öngördüğü sınırların ihlali neticesinde sapma, suç veya suçluluk ortaya çıkmaktadır. Bu tür davranışlar olumsuz olmasına karşın, sağlıklı toplumların ayrılmaz bir parçası olarak toplum için normaldir. Zira sağlıklı bir toplumda bireylerin birbiri ile ilişkileri durağan olmadığı için kurallar da göreli ve değişime tabi olmaktadır (Tiryakian, 2010: 251-253). Durkheim bu argümanı The Rules of Sociological Method (1950) adlı yapıtında ki suç tartışmasıyla geliştirmiştir. Buna göre, toplumsal değişim bir çeşit sapma ile başlamaktadır. Değişimin gerçekleşmesi için sapma mevcut toplumsal düzenin normallerine dönüşmektedir. Durgunluğa kıyasla, belirli bir değişim toplum için sağlıklı olduğundan, oranı alışılmadık derece yüksek olmayan belirli bir sapma da normaldir (Haralambos ve Holborn, 1995: 353-354). Sapma ve suç, birçok açıdan birbirleriyle bağlantılı ve birbirlerinin yerine kullanılmış olsalar da aslında aynı şeyler değildir. Lakin her iki olguda çözüm bekleyen toplumsal bir sorundur. “Her ne kadar çoğu sapma teşkil eden davranış suç olarak tanımlanmış olsa da, her suç bir sapma olmadığı gibi her sapma da bir suç değildir.” (Dolu, 2011: 34; 2013: 3-4). Siegel (2006: 4-5), sapma ve suç arasındaki bu ayrımı şu örneklerle açıklamaktadır: Uyuşturucu madde kullanmak yasalara aykırı olabilir, ama sapkın bir davranış mıdır? Ya da tam tersine, boğulan birini görüp de o kişiye yardım 18

Hedef paragraf seç3