E/CN.4/2002/60/Add.2
Sayfa 17
Anayasası, bazı temellerde ayrımcılığı yasaklamakta ama başka alanlarda ayrımcılığı
yasaklamamaktadır. Cinsiyet ya da dil temeline dayalı olarak ayrıcalıkların tanınmasını
engelleyen hüküm, bunun ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına engel teşkil edeceği şeklinde
yorumlanmaktadır. Sadece ayrımcılığın yasaklanması, tarihsel eşitsizlik mirasını ortadan
kaldıramaz; toplumsal cinsiyet eşitsizliği bunun önde gelen bir örneğidir. Belki de, Özel
Raportörün yukarıda da belirtmiş olduğu gibi, uluslararası insan hakları hukukunu doğrudan iç
hukukta uygulanır hale getirmek, değişim sürecini hızlandıracak ve basitleştirecektir. Bunun yanı
sıra, mevcut istatistikler, yasaklanmış olan etnik köken, din ya da dil gibi bütün ayrımcılık
gerekçelerine ilişkin olarak ayrımcılığın doğası ve kapsamına ilişkin bilgi vermemektedir. Bu
nedenle, öğrenim hakkının ayrımsız herkes için sağlanması için hak temelli bir anlayışla
istatistiklerin oluşturulması gereklidir.
A. Ayrımcılığın ortadan kaldırılmasının önkoşulları
40. Türkiye’nin Çocuk Hakları Sözleşmesine dair ilk raporunun açılış cümlesi, Türkiye’nin “aynı
zamanda bir Avrupa, Balkanlar, Kafkasya, Orta Doğu, Akdeniz ve Karadeniz ülkesi” olduğunu
vurgular.53 Bu coğrafi konum, Türkiye nüfusunun çeşitliliğine katkı yapmıştır ve hâlâ da
yapmaktadır. Muhtemelen bu çeşitliliğe karşılık olarak tekçil ve merkezi bir devlet yapısı
oluşturulmuş ve homojen bir yurttaşlık öngörülmüştür. Biçimsel olarak eşitlik sağlanmış olmakla
birlikte, ırksal, etnik, dinsel ya da dilsel çeşitlilik tanınmamaktadır. Ulusun tek kültürlü bir bütün
olarak tanımlanması, hâlâ çok kültürlülük gibi terimlere başvurulmasını engellemektedir.
41. Türklüğün farklı şekillerde algılanması söz konusudur, ki bu algılamalar eğitim ve öğretimi
de kaçınılmaz olarak etkilemektedir. Bu algılamanın bir veçhesi, halk arasında din, dil ya da
etnik kimlik gibi “farklılıklara işaret edilmesini” suç haline getirmektedir.54 Din ve dil, en
tartışmalı alanlardır. İnsanlar kolaylıkla iki dilli olabilir ve iki dillilik öğrenme yeteneğini
geliştirdiğinden, öğrenimde muazzam bir avantaj sağlar. Kimse iki dinli olamaz ve din, gerçekten
de birleştirici olmaktan ziyade ayrıştırıcı bir etki oluşturur. Bu nedenle uluslararası insan hakları
hukuku, din özgürlüğü konusunda ayrıntılı güvenceler getirmektedir.
B. Hak temelli istatistiklerin oluşturulması ihtiyacı
42. Herkes İçin Eğitim (EFA) 2000 Değerlendirme Raporu, net okula kaydolma oranının toplam
okul çağındaki çocuk sayısının yüzde 87.5’i olarak belirlemiştir (erkek çocuklarında yüzde 92.6,
kız çocuklarında yüzde 82.3). Zorunlu öğretim süresinin 1997 yılında 8 yıla çıkarılmasının
ardından, daha önce yüzde 99,8 olan okula kayıt olma oranında düşüş görülmüştür.55 Milli
Eğitim Bakanlığı, 2000-2001 öğretim yılında ilkokulda kayıt yaptırma oranının yüzde 97.6, orta
53
Çocuk Hakları Komitesi, Türkiye İlk Raporu (CRC/C/51/Add.4), 8 Ağustos 2000, paragraf 1.
Eski Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, eğitim ve öğretim kurumlarında başörtüsü kullanılması yasağına ya da
resmi dil olan Türkçe dışındaki dillerde eğitim ve öğretim yapılması taleplerine ilişkin davalarda sık sık
“farklılıklara işaret etme” terimini kullanıyordu. Farklılıkların nefrete dönüşebileceği görüşü, çoğul yapıya uygun
politikaların geliştirilmesini engellemiştir.
55
UNESCO, Herkes İçin Eğitim, 2000 Değerlendirmesi: Türkiye Raporu, Milli Eğitim Bakanlığı, Ankara, 1999,
www2.unesco.org/wef/countryreports/turkey.
54