E/CN.4/2002/60/Add.2​ Sayfa 30 83. Türkiye’nin Çocuk Hakları Sözleşmesine ilişkin ilk raporunda asgari çalışma yaşı olarak üç yaş belirtilmiştir: 15, 13 ve 12. “Bu tür farklılıkların ortadan kaldırılması için çalışmalar sürdürülmektedir”, ifadesine de yer verilmiştir.110 AB müktesebatına uyum sağlanmasına dair Ulusal Program’da da Türkiye, “15 yaşın altındaki çocukların istihdam edilmesini kesin bir şekilde yasaklamak” amacıyla iş kanununda değişiklik yapmayı taahhüt etmiştir.111 Türkiye’nin Ocak 2001’de Çocuk İşçiliğinin En Kötü Biçimlerinin Tasfiyesine dair 182 sayılı ILO Sözleşmesine taraf olmasının da gereği budur. 1999 Çocuk İşçiliği Taramasının sonuçlarına göre çocukların sadece yüzde 60’ı çalışmamakta, yüzde 10’u ev dışında ve geri kalanları da aile içi ücretsiz işlerde çalıştırılmaktadır. Okula devam etmeme konusunda en fazla belirtilen nedenler, okula ilgisizlik ve okul masraflarını karşılama olanaksızlığıdır.112 84. Çocukların okula ilgi duymamasının nedenlerinden biri, okula gitmenin gelecekte yaşamlarını güvence altına almakla ilgisi olmamasını bilmeleri olabilir. Paradoksal olarak, mevcut ekonomik kriz, eğitimli gençler arasında işsizlik sorununu iyice kötüleştirmiştir. Avrupa Komisyonu, “işsizliğin kentsel alanlarda ve yüksek okul mezunları arasında dikkat çekici ölçüde daha yaygın olduğu”nu kaydetmiştir.113 Hükümetin Çocuk Hakları Sözleşmesine ilişkin raporu da, 1996 yılında “eğitimli gruplar arasında” işsizlik oranının erkeklerde yüzde 27 ve kadınlarda yüzde 36 olduğunu belirtmektedir.114 Alınan bilgilere göre, durum geçen zamanda iyice kötüye gitmiştir; ancak eğitim ve öğretimin, mezun olan gençlere daha iyi gelir olanakları sağlayacak şekilde yeniden yapılandırılması yönünde hiçbir kapsayıcı plan yoktur. Resmi eğitim ve öğretim ile mikro işletmeler ve aile işletmelerindeki muazzam gelir yaratma olanakları arasında bir uçurum vardır. Geniş bir boyuttaki kayıtdışı sektör konusunda ise bilgi yoktur. 85. Kriz sonrasına yönelik temel bir adım olarak uzun vadeli bir kalkınma tasavvurunun geliştirilmesi ve pekiştirilmesi düşünülebilir. Bir kalkınma modelinin geliştirilmesine dair katılımcı bir kamusal tartışmanın yapılması, böyle bir modelin iskeletinin ana bileşenlerinden bir olarak hak temelli bir eğitim ve öğretim anlayışına işaret edebilir. Türkiye’de çocuk ve gençlerin oranının yüksekliği, bu yönde umut vermektedir. Yüksek öğrenim mezunları arasındaki işsizlik oranının yüksekliği de böyle bir beklenti uyandırıyor. Özel Raportör, uzun vadeli bir eğitim ve öğretim anlayışının oluşturulmasında katılımcı bir sürecin izlenmesinin, değişime yol açabileceğini düşünmektedir. Okul içi ve okul dışı eğitim ve öğretim arasındaki bağlantılar da, insan haklarının yavaş yavaş eğitim ve öğretimin amaç ve hedefleri ile bütünleştirilmesi gereğini ortaya koymaktadır. Bu, Türkiye’nin bütün insan hakları sözleşmelerini onaylayarak, taraf olduğu sözleşmelerdeki çekincelerini kaldırarak ve uluslararası insan hakları hukukunu iç hukukta doğrudan uygulanır hale getirerek uluslararası insan hakları hukukuna bağlılığını daha da arttırmak suretiyle gerekli insan hakları düzenlemelerini yapmasını daha da kolaylaştırması açısından da bir fırsat yaratabilir. 110 Committee on the Rights of the Child, Initial report of Turkey (CRC/C/51/Add.4), 8 Ağustos 2000, para. 108. Turkish National Programme for the Adoption of the Acquis, europa.eu.int/comm/enlargement/turkey. 112 ILO/Devlet İstatistik Enstitüsü, Child Labour in Turkey 1999 (Türkiye’de Çocuk İşçiliği 1999), Ankara, Aralık 2001. 113 Commission of the European Communities - 2001 Regular Report on Turkey’s Progress towards Accession, Document SEC(2001) 1756, 13 Kasım 2001, s. 38. 114 Committee on the Rights of the Child, Initial report of Turkey (CRC/C/51/Add.4), 8 Ağustos 2000, para. 26. 111

Hedef paragraf seç3