E/CN.4/2002/60/Add.2
Sayfa 12
sayıda yasanın çıkarılması planlanmaktadır. Yasal reformların hızı ve kapsamı, bu süreçte yer
alan herkes için muazzam görevler yüklemektedir. Bununla birlikte, uygulama tasarlamaktan
daha önemlidir. Özel Raportör, Türkiye’nin yasalarının uluslararası insan hakları hukukuyla
uyumluluğunu sağlamak üzere geniş bir yelpazeye yayılan yasaların değiştirilmesinden ziyade
uluslararası insan hakları hukukunun doğrudan uygulanmasının çok daha az zaman
kaybettireceği ve daha az çaba gerektireceği kanısındadır.
24. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinden başlayarak uluslararası insan hakları sözleşmelerinin
doğrudan uygulanmasının ilave bir yararı da, uluslararası insan hakları hukukunun Türkiye’deki
statüsünün kesinleştirilmesi olacaktır. Türkiye Anayasasının 90. maddesi, usulüne göre onanmış
uluslararası antlaşmaların, ulusal yasaların üstünde olduğu hükmünü getirmektedir. Dolayısıyla,
uluslararası yükümlülüklerle çelişki halinde olan yasaların otomatik olarak geçersiz hale gelmesi
beklenir. Oysa, insan hakları güvenceleri Anayasanın yetkin yorumuyla27* tanımlanmaktadır ve
Anayasanın bu yorumu uluslararası antlaşmalardan üstündür. Anayasanın Önsözünde, “Türk
milli çıkarlarına aykırı bir faaliyete koruma tanınamayacağı” belirtilmektedir.28 Anayasanın 176.
maddesi ise, temel anayasal ilkelerin Başlangıç bölümünde ifade edildiği ve Başlangıç
bölümünün, hukukun kaynakları arasındaki hiyerarşinin en üstünde yer aldığı hükmünü
getirmiştir.29 Türkiye yargısı ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, insan haklarının yapısı ve
kapsamına ilişkin yorumlarında farklılık gösterebilmektedir.30 Bu da, mahkemelerde yargılama
süresi konusundaki yasal güvensizliği uzatabilmektedir; bu davalardan bazıları onlarca yıl
sürmektedir. Nihayetinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları doğrultusunda Türkiye’nin
yasa ve uygulamalarında yapılacak olan değişiklikler, (“kitaplardaki hukuk”tan farklı olarak)
“yaşayan hukuk” açısından farkları ortadan kaldıracaktır. Özel Raportöre göre, bu karmaşık ve
uzayan sürece acilen dikkat etmek gerekmektedir.
II. EĞİTİM VE ÖĞRETİMİN MEVCUDİYETİ
A. Bütçe Tahsisleri
25. Eğitim ve öğretimin herkes için mevcut hale getirilmesi açısından anahtar mesele, mali
kaynaklar ve insan kaynaklarıdır. Türkiye nüfusunun genç olduğu düşünüldüğünde, zorunlu
öğrenimin beş yıldan sekiz yıla çıkarılması için bütçede eğitim ve öğretime ayrılan payın
27
* ç.n.: yüksek mahkeme içtihatı.
Anayasada 2001 yılında değişiklik yapılmasına kadar mevcut olan hüküm şöyleydi: “Türk milli çıkarlarına aykırı
olan hiçbir düşünce ve kanaat korunmayacaktır”. Türkiye Anayasasına yapılan referanslar, Cenevre’de Birleşmiş
Milletler Ofisine Türkiye Daimi Delegasyonu tarafından Özel Raportöre verilmiş olan İngilizce çeviriye
dayanmaktadır. Bu çeviride Anayasada 17 Ekim 2001 tarihinde yapılan değişiklikler göz önünde bulundurulmuştur.
Anayasanın değişiklikleri yansıtan metnini şu adreste bulabilirsiniz: www.byegm.gov.tr/constitution.
29
Danıştay Kararı, 16 Temmuz 1994 (E. 1993/61, K. 1994/327).
30
Türkiye Anayasa Mahkemesinin kararları, yasama, yürütme, yargı ve idari organların yanı sıra özel ve tüzel
kişilikler üzerinde bağlayıcıdır. Bu kararlar, “yürürlükte olan yasa”yı açıklığa kavuşturur. Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi, belirli bir davayı incelerken “yürürlükte olan yasa”da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırılık
bulabilir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yargı yetkisi, genel olarak, ulusal hukukun Avrupa Sözleşmesine
aykırılık oluşturup oluşturmadığının incelenmesini kapsamaz. Daha önce de belirtildiği gibi, 1978 yılında Sunday
Times Davasında AİHM, “yasalar kaçınılmaz olarak az ya da çok muğlâk terimlerle ifade edilmiştir; yasaların
yorumlanması ve uygulanması, pratiğe ilişkin meselelerdir” demiştir (para. 49). Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk,
AİHM önünde Türkiye’den 159 işkence davasının ve 18 ifade özgürlüğü davasının beklediği bir dönemde,
“Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini uygulamak açısından ciddi eksikleri vardır” demişti. (“Turk
receives ECHR Judge Turmen”, Turkish News, 6 Şubat 2002.)
28