akımlar zaman içinde farklı yerlerde farklı isimlerle ortaya çıkmıştır (McLaughlin, 2010,
s. 153-174). 1960 ve 1970’lerde yaşanan toplumsal kaos ortamının da etkisiyle, çatışmacı
görüş popülerlik kazanmış ve suç çalışmalarına da uygulanmıştır. Bu dönemde, çatışmacı
teorisyenler çalışmalarını “Yeni Suç Bilimi” olarak adlandırmışlardır. Bu çalışmaların
ortak noktası Marx’ın çalışmalarına dayanan çatışmacı perspektif içermeleri ve toplumun
çatışma içindeki gruplardan oluştuğu genel görüşüne dayanmalarıdır. Çatışmacı kuram
daha geniş çapta olan eleştirel suç bilimine zemin hazırlamıştır. Çağdaş eleştirel suç bilim
düşüncesinin aktif bileşenleri, sol realizm, feminizm ve postmodernizmdir (Brown ve
diğerleri, 2010, s. 351). Tüm eleştirel suç bilimi çalışmaları suçu politik amaçlı güç
dağılımının bir aracı olarak görür (Brown ve diğerleri, 2010, s. 344).
Çatışmacı kuramlar suçu ve suçluyu anlamak için toplumdaki gücün dağılımına
bakarlar. Politik güce sahip toplumsal grupların diğer gruplara kendi değerlerini yine
kendi çıkarları için kanun adı altında dayatma anlayışı çatışmacı kuramda yer bulur.
Dolayısıyla, çatışmacı kuram gerçek suçluluk diye bir şeyin olmadığını, güçlü ve seçkin
toplumsal grupların çıkarlarını tehdit eden grupları suçlu olarak damgaladığını savunur.
Güçlü toplumsal kesimlerin kural ihlalleri polis ve hukuk uygulayıcıları tarafından
görmezden gelinirken, güçsüz gruplara kurallar tüm yönleriyle uygulanır (Güçlü ve
Akbaş, 2016, s. 145-146).
Çatışmacı kuramlara göre toplum patronlar, işçiler, çalışanlar, öğrenciler gibi
çatışma içinde olan birbirinden farklı gruplardan oluşur. Gruplar ekonomik ve sosyal
güçlerini devam ettirmek için yasalardan faydalanabilir. Yasal adalet sistemi güçlüyü
korumak üzere şekillenmiştir. Yoksulların işlediği daha çok hırsızlık gibi suçlara ağır
cezalar verilirken, ekonomik ve sınıfsal gücü elinde bulunduranların işlediği kıymetli
evrakta sahtecilik, yasadışı kazanç gibi daha geniş kitlelere zararı olan suçlara az ceza
verilmektedir. Yasal adalet sisteminin sınıf ayrımı güttüğü, ekonomik, ırksal, cinsiyetçi
ve siyasal ayrımcılık üzerine kurulu olduğu savunulmaktadır. Bu görüşe göre “gerçek
suçlar”, insan haklarının ihlali, güvensiz çalışma şartları, iş bulma ve eğitime ulaşmada
eşitsizlik, çevre kirliğine sebep olma gibi suçlardır (Siegel, 2016).
1960’lı ve 1970’li yıllardaki çatışmacı suç çalışmalarından elde edilen verilerin
güvenirliği ve geçerliği takip eden çalışmalarda farklı araştırmacılarca sorgulanmıştır.
Sınıf, ırk ve gelir gruplarına göre işlenen suçun ciddiyeti arasında belirgin bağ
olmadığını ortaya koyan çalışmalar vardır ki bu çatışmacı kuramların sokak suçları ve
16