(1985) şeklinde de bilinen “Birleşmiş Milletler Çocuk Adalet Sisteminin Uygulanması
Hakkında Asgari Standart Kuralları”, çocukluk için belirli bir yaş aralığı içermemekte ve
bir çocuk bir suça karıştığında, yetişkinlerden farklı şekilde ele alınmasını hükme
bağlamaktadır. “Pekin Kuralları”nın 1. maddesi şu ifade yer verilmektedir:
Ülkeler, çocukların doğru yoldan saptırılmaya müsait yaşlarda olmaları nedeniyle,
bu dönemlerinde onlara toplum içinde yararlı bir yaşam sağlamak için çaba
göstermeli ve suçtan ve kabahatlerden uzak bir yaşam için çocukların içinde
bulundukları koşulları iyileştirmelidirler.
Yukarıdaki maddeden çocukların yaşları gereği bakıma, yardıma, desteğe ve yasal
korumaya ihtiyaçları olduğu, suç oluştuğunda suça sürüklenme riskinin ortadan
kaldırılması gerektiği anlaşılmaktadır (Can, 2018).
Erkut ve diğerleri (2017) gerçekleştirdikleri araştırmada ilk çağda zayıf ve hasta
çocukların ölüme terk edildiğini, engelli doğan çocukların tabiatüstü güçler nedeniyle
ceza şeklinde görüldüğünü, orta çağlarda, kutsal dinlerin yaygınlaşmasıyla birlikte,
çocuğun birey olarak değerli olduğunu belirtmişlerdir, Sanayi Devrimi ile 19. yüzyılda
��ocuk ucuz işçi olarak görülmüştür. Modern çağda ve devamında çocuklara özel tatlıların,
çikolataların ve mısır gevreklerinin keşfedildiği ve ilk oyun alanının kurulduğu ifade
edilmektedir. Tarihsel süreçte, çocuğun değer ve çocukluğa bakış açısının değiştiği ve bu
değişimde o dönemin koşullarının da etkili olduğu belirtilmektedir. Akbaş (2009) modern
çocukluk anlayışlarının çocukları standartlaştırdığına, bireysel fikirleri ne olursa olsun
katılımlarının ihmal edildiğine, çocuğun kendi hayatında söz sahibi olma imkânının
bulunmadığına ve onu pasif bir durumda bıraktığına işaret etmektedir.
Türkiye'de çocukluk tarihine bakıldığında, eski çağlarda çocukların yedi yaşından
itibaren yetişkinler gibi giyinip davranan “küçük yetişkinler” olarak kabul edildiği
bilinmektedir (Özservet, 2014). Zaman içinde bu tavır ve davranışlar değişmiştir.
Osmanlı Devleti'nde yüzyıllar boyunca devlet, aile ilişkilerinin bir parçası şeklinde
gördüğü çocuklara müdahale etmemiştir (Karataş, 2016). 17. yüzyılda çocukların tarihi
üzerine yapılan araştırmalar, çocukların sevimli görüldüklerini, 18. yüzyılda
yetişkinlerden farklı bir olgunluk düzeyine sahip olduklarını belirtmiştir (Özservet,
2014). Reformist ve yenilikçi hükümdar II. Mahmut'un 1824 yılında fermanında yer alan
“çocukların zorunlu olarak okula gönderilmesi” hükmü eğitim hakkının temeli olup,
çocuğun toplumun geleceği olarak görüldüğünü göstermektedir.
Çocuğa yüklenen anlamın farklılaşması ülkelerin ekonomik, sosyo-kültürel, siyasi
ve hukuksal düzenlerine bağlı olarak geliştiğini göstermektedir (Kunt, 2003). Toplumlar
9