sorumluluğunda görülmüşken, eğitimi ise anneye bırakılmıştır[26].Çocukların
korunmasına, ahlakına, eğitimine, önem verildiği
sağlanabilmesi için
muhtaç çocuklara bunların
Darüşşafaka gibi kuruluşların olduğu; vesayet, miras gibi
hukuksal konularda haklarında özel kararlar alındığı görülmektedir[25].
Günümüzde çocukluk kavramına baktığımızda ise; bu kavramlara etki eden
faktörlerin 18 ve 19. yüzyılda ortaya çıkmaya başladığı fark edilmektedir. Yine bu
yüzyılda yapılan çalışmalar, çocuğun kimliğini ve kişiliğini ön plana çıkarmıştır.
Freud, çocuğun cinsel gelişimine; Piaget nesne kalıcılığı gibi kavramlarla çevre
ilişkilerine, Erikson ise sosyalleşme gibi çocuklara özgü dikkat çekmiştir. Bilimsel,
teknolojik endüstriyel gelişmelerin beraberinde 20. yüzyılda çocuk kavramına
yaklaşım olumlu etkilenmiş ve çocuk artık toplumların geleceği için önemli bir etmen
olarak değerlendirilmeye başlanmıştır. Bu değişimler çocukların çok boyutlu ve
gelişimsel bir anlayışla değerlendirilmesine, devamlı büyüme ve gelişme
göstermesinin kabulüne, çocuğun eğitiminin ve bakımının her toplumun görevi olduğu
ve olması gerektiği bakış açılarını kazandırmıştır [23].
Çocuklara yönelik ilk hukuksal düzenlemeler 1779 yılında İsviçre’ de
yayınlanan bir emirname ile başlamış, 2015 yılında ABD dışındaki tüm ülkelerin
imzalaması ile Çocuk Hakları Sözleşmesi çocuklar için en önemli belgelerden biri
haline gelmiştir[27]. Bu dönemler arasındaki sürece bakıldığında ise, birinci dünya
savaşı sırasında çocukların bakımına yönelik ihtiyaçtan dolayı Çocuklar için
Uluslararası Yardım Örgütü tarafından ilk ciddi adımların atıldığını görülmektedir.
Devam eden süreçte ise, 1924’te çocuklarla ilk uluslararası ve kapsamlı belge olan
Cenevre Çocuk Hakları beyannamesi kabul edilmiştir. Birleşmiş Milletler ’in
kurulmasıyla, 1959’da çocukların eğitim, sağlık, korunma gibi haklarına yer veren
Çocuk Hakları Bildirgesi kabul edilmiştir. Çocuklar 20. yüzyılda birtakım haklar elde
etmekle birlikte, tam anlamıyla tüketilen bir nesne gibi değerlendirilmekten
kurtulamayıp, suça, fuhşa, sokağa ve çalışmaya itilmişlerdir. Gerçek hayatta olan
değişimin, kurumsal hayatın
ve yasal düzenlemelerin gerisinde kaldığı
görülmektedir[28].Bu kavramlara bakışın çocuğu reddeden,
çocukluk kavramını
görmezden gelen, çocuğu bir nesne gibi gören, duygusal ihmalde bulunup katı
disiplinli bir eğitimi gerekli gören bir anlayıştan zaman içerisinde Freud, Erikson,
7