(12-18 yaş)” gibi dönemlerden oluşturulan çocukluk, her dönem içinde farklı beklenti ve ihtiyaçlarla,
başka birinin bakım ve korumasına muhtaç olarak ifade edilmektedir. Bu bağlamda çocukluk,
gelişim dönemlerinin arasında görülen farklılıklar nedeniyle tek bir tanımla ifade edilememektedir
(Ayan, 2011: 14). Ayrıca, çocukluk dönemi her zaman sabit bir döneme karşılık gelmez, tarihsel
süreçte çocuk ve çocukluk kavramlarının hem manada hem de dönemsel olarak ayrışmalarında
değişime uğradığı görülür. Bu minvalde çocukluk, kültürel çeşitliliği olan göreceli bir yapıdır.
Çocukluğu, yaşam zincirinin değişmez ve doğal halkalarından biri olarak değerlendirmek
mümkündür. İnsan yaşamının bir dönemi yetişkinliğin geçmişidir (Elibol, 1998: 4). Birleşmiş
Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi (ÇHS)’nin 1. maddesinde “daha erken yaşta reşit olma durumu
hariç, 18 yaşına kadar her insan” çocuk olarak değerlendirilmektedir. Çocuk, doğduğunda ne kötü
ne de iyi bir varlık olarak ifade edilemeyen, yetişkinler gibi çevresi ile etkileşim kuran ve her an
geliştiği görülen bir varlık şeklinde tanımlanmaktadır. Çocuğun kötü ya da iyi olmasını belirleyen
yaşantılardır. Aile, çevre, ekonomik yapı ve eğitim hayatı bu yaşantıların belirleyicileridir (Çocuk
Hakları Sözleşmesi [ÇHS], 1990).
Çocuğun “suç” ile tanışması ise toplumsal bir sorun olarak değerlendirilmektedir. Bal, çocuk
suçluluğunu genel bir mutabakata bağlı olarak çocuk kabul gören yaşta (0-18 yaş) bulunan kişilerin
toplumun veya yasaların suç kabul ettiği herhangi bir eylemi işlemesiyle ortaya çıkan durum, olgu
olarak ifade eder (2004: 5). Buradan hareketle, “çocuk suçluluğu” hukuksal olmaktan ziyade
psikolojik ve sosyolojik (Güngör, 2008: 26-27) bir olgudur. Ceza hukuku açısından çocuk olarak
görülen kimseler, gelişim psikolojisinde genç ya da ergen sayıldığı için batı ülkeleri “çocuk
suçluluğu”nu “genç suçluluğu” şeklinde kullanmaktadır. Türkiye’de “çocuk suçluluğu” ile suçu
işlediği esnada 18 yaşını tamamlamamış bireyler kastedilmektedir (Demirbaş, 2001: 157).
Batı kaynaklarında “Juvenile Delinquency” kavramıyla açıklanan, “reşit olmayanın suçluluğu”
olarak çevrilen terim Türkiye’de “çocuk suçluluğu” olarak kullanılmaktadır. Burada çocuklukla
birlikte ergenlik döneminin bir bölümü de ifade edilmektedir (Dönmezer, 1994: 96). Suçlu çocuğun,
suç işleyen yetişkinlerden ayrı bir şekilde değerlendirilmesi ve yeniden eğitilerek topluma
kazandırılması esas alınmaktadır. Bu durumda çocuk suçluluğu kavramının yerine suça itilen çocuk
kavramının kullanılması gerekliliği gündeme gelmektedir. Bu çerçevede, hükümlü çocukların
tutulduğu yerlerin hapishane ya da cezaevi olarak değil “ıslahevi” olarak isimlendirilmesi gerektiği
vurgulanmaktadır.
Bunun
nedeni
de
çocuğun,
kişilik
gelişimi
ve
oluşumunu
henüz
tamamlayamamasıdır. Islahevlerinde çocukların temel hak ve güvenliklerinin korunması,
ihtiyaçlarının karşılanması ve esenliklerinin geliştirilmesi esastır (Coşar, 2005: 317).
Çocuk suçluluğunu kavramsal olarak, “bir çocuktaki anti-sosyal eğilimlerin yasa müdahalesi
gerektirecek bir duruma dönüşmesi” olarak tanımlamakta mümkündür (Yavuzer, 2018: 32). Çocuk
Koruma Kanunu (ÇKK)’nda “suça sürüklenen çocuk” tanımının yapıldığı görülmektedir (bkz. s. 4).
67
Hedef paragraf seç3
Bir paragrafa bağla
Connect to an entity
Disable highlights
İçindekiler tablosuna ekle