Beccaria’ya göre, suç problemi yalnızca kötü insanlara özgü değildir. Suç probleminin
temelinde kötü yasalar bulunmaktadır (Vold vd., 1998: 24; Adler vd., 2018: 54). Bu sebeple, düşünür
yasaların herkes tarafından anlaşılabilir, sınıfsal ayrıcalığa karşı, herkese eşitlik ve esenlik getiren
biçimde düzenlenmesi gerektiğini savunmaktadır (Beccaria, 2016: 202). Rasyonel bir ceza adalet
sistemi, yasalar önünde tüm vatandaşlara eşitlik garanti etmelidir (Adler vd., 2018: 54). Böyle bir
sistemde suçun önlenmesindeki ön koşul ise, eğitimdir. Tıpkı Montesquieu gibi Beccaria da suçu
önlemenin en kesin yolunun eğitim sistemini mükemmelleştirmek olduğunu belirtmektedir
(Beccaria, 2016: 215). “Bilginin ışıklarından cömertçe yararlanmış bir ulus içinde, çamur atan
bilgisizlik susar; akılcılık ve mantık silahından yoksun kalan güç titrer; geriye ise yalnızca sarsılmaz
biçimde yasaların sağlam ve kesin gücü kalır.” (Beccaria, 2016: 205-206). Genel itibarıyla, Beccaria
yeni bir ceza adalet sisteminin kurulması için devrim niteliğinde fikirler ortaya koymuştur.
Klasik okul çerçevesinde önemli diğer bir düşünür olan Bentham9, Beccaria’nın çağdaşıdır.
Beccaria gibi Bentham da ceza adalet sistemindeki keyfiliğe ve zulme karşı çıkmış, cezaların
insanileştirilmesini savunmuştur (Siegel, 2006: 98). Bununla birlikte, Bentham’ın ceza anlayışının
temelinde “en büyük mutluluk ilkesi” olarak adlandırdığı faydacılık vardı (Brown vd., 2010: 144).
Bentham, bireylerin faydacı, hazcı (hedonistic utilitarian) olduklarını ve davranışlarını zevk ve
mutluluk üretme veya acı ve mutsuzluktan kaçınma temelinde seçtiklerini ileri sürmüştür (Akers,
1999: 16; Siegel, 2006: 98; Burke, 2009: 28). Başka bir deyişle, hedonist bireyler davranışlarını zevk
ve acı prensibine göre düzenler ve belirli bir eylemin vereceği zevk, aynı eylemin yol açacağı acı ile
denge halindedir. Buna göre, suçlu davranışın vereceği zevk, acıya kıyasla daha fazla olduğu takdirde
bireylerin suça yönelebileceği iddia edilmektedir (Yavuzer, 1986: 40; 2018: 233). Aksi durumda ise,
yani acı daha fazla olduğu takdirde bireylerin suçtan vazgeçeceği savunulmaktadır (Brown vd., 2010:
145). Kısaca bireyler suç işlemek adına kendilerini riske atmaya karar verdiklerinde bir takım
olaylarla karşılaşırlar ve bunun neticesinde ya suç işlemekte ısrarcı olurlar ya da caydırıcı faktörler
baskın gelip suç işlemekten vazgeçerler. Bireylerin karşılaştıkları bu faktörler şu şekilde
sınıflandırılabilir: Para, heyecan, deneyim veya intikam ihtiyacı gibi kişisel faktörler; yakalanma
riski veya hedefe zarar verme ihtimali gibi durumsal faktörler ve güvenlik güçlerinin etkililiği, yasal
ceza tehdidi veya bireyin önceden bir sabıka kaydı varsa bunun gelecekteki cezaya etkisi gibi yasal
faktörler (Siegel ve Senna, 2006: 55). Dolayısıyla, suçu önlemek için hukukun görevi de toplumun
mutluluğunu üretmek ve desteklemek olmalıdır (Siegel, 2006: 98). Hukuk sistemine yöneltilen bu
çağrı şu ünlü aksiyomda ifade edildiği gibi “en büyük sayıda insanın en büyük mutluluğunu” üretme
çağrısıdır (Muncie, 2004: 5; Burke, 2009: 24). Bentham hukukun doğrudan etikten türetilmesi
gerektiğini savunmakta (Cevizci, 2012: 882) ve bir bakıma hukuku ideal bir güven aracı olarak
görmektedir (Yavuzer, 1986: 40; 2018: 233).
9 Bentham, 19. yüzyıl İngiliz düşüncesine hâkim olan ve kişisel mutluluğun maksimizasyonunu amaçlayan yararcılık
akımının kurucusudur. Söz konusu akımın diğer önemli temsilcisi John Stuart Mill’dir. Faydacı bir ahlak görüşü temelinde
hazcı mutluluk anlayışından yola çıkan bu akım, insanın doğası gereği kendi çıkarını gözeten rasyonel bir varlık olduğunu
ve doğal bir yetenek olan akıl aracılığıyla refaha ya da mutluluğa ulaşabileceğini savunmaktadır (Cevizci, 2012: 881-883).
26