Bu dönemde modern sanayi toplumları oluşmasına rağmen hala orta çağa özgü keyfi ve acımasız işkence vb.- cezalandırma yöntemleri kullanılmaktaydı (İçli, 1994a: 35; Adler vd., 2018: 52-53).
Örneğin, İngiltere dışında tüm Avrupa ülkelerinde suçlu kişiye çoğunlukla işkence uygulanıyor iken,
İngiltere’de ise, ölüm cezası veriliyordu (Boyacıoğlu, 2018: 235). Fakat Avrupa’da eğitimli kişi
sayısı arttıkça, bu acımasız cezaların suçu önleme hususundaki yetersizliği sorgulanmaya
başlamıştır. “Eğer korkunç işkenceler suçu önlemek için kullanılıyorsa neden hala insanlar daha çok
suç işliyorlardı?” sorusu gündeme gelmiştir. Bir diğer ifadeyle, insanlar yanlış giden bir şeyler
olduğunun farkına varmışlardı (İçli, 1994a: 35; Adler vd., 2018: 53). İşte tam da böyle bir dönemde
bilimsel yaklaşım çerçevesinde suç ve suçluluğun nedenlerini tespit etme ve suçu kontrol etmeye
yönelik olarak rasyonalite ve akılcılık eksenli bir anlayışa sahip Klasik Okul olarak adlandırılan yeni
bir ceza adaleti anlayışı gelişmiştir.
18. yüzyıl, diğer bir adıyla klasik dönem, suç ve suçluların incelenmesi adına yeni bir ceza
adalet sisteminin işleyişi için bazı temel fikirlerin gelişmesini sağlamıştır. Klasik dönem, büyük
düşünce ve ifade dönemiydi (Williams ve McShane, 2018: 13). Orta çağa özgü yerleşik düzen ve
doğal dünyanın dini yorumlarını temelden eleştiren, kökleri 17. ve 18. yüzyıllara dayanan sosyal
sözleşme teorileri ve faydacılık geleneği üzerine kurulu rasyonel aktör modeli Aydınlanma Çağı
olarak da anılan bu dönemde gelişmiştir. Sosyal sözleşme teorilerinin kilit yazarları olan Hobbes,
Locke ve Rousseau gibi düşünürler büyük bir toplumsal değişme döneminin temellerini atmışlardır
(Burke, 2009: 22). 18. yüzyılın sonlarında İtalya’da Cesare Beccaria ve Britanya’da Jeremy Bentham
gibi klasik okulun ilkelerini oluşturan düşünürlerin rasyonel suç ve suç davranış modelini
oluşturmalarında kuşkusuz sosyal sözleşme teorisyenlerinin büyük katkıları olmuştur (Akers, 1999:
15; Burke, 2009: 27).
Klasik okulun öncüsü Beccaria7, 18. yüzyıl ceza yöntemlerinin ve yargılamalarının insan
haklarına aykırı olduklarını görerek, ceza hukukuna, suç ve suçluya ilişkin muhtemel çözüm önerileri
sunmak için kaleme aldığı, Suçlar ve Cezalar Hakkında adlı başyapıtında, ceza hukukunun temel
ilkesinin toplumun genel yararı ve kaynağının da toplumun korunması olduğunu savunmaktadır. O
içsel ve ahlaki düzenin aksine, dışsal düzenin korunması üzerinde önemle durmaktadır (2016: 1920). Bir ulusun düzen ve güven içinde yaşaması için insanların özgürlüklerinin bir kısmından feragat
ederek oluşturdukları ortak ve zorunlu yasalar son derecede önemlidir. Beccaria’ya göre, toplum
yasalarına uymayan, toplumsal düzeni alt üst eden insanların suçlu davranışlarını kontrol altına
almak için cezalara ihtiyaç vardır (2016: 25-26). Toplumsal yaşamın korunması için temel koşul
7 Aydınlanma Çağı düşünürü olan Beccaria, başta Montesquieu olmak üzere, Rousseau, Voltaire, Hume ve Diderot gibi
Aydınlanma düşünürlerinden etkilenmekle birlikte, özellikle geçmiş yüzyılın önemli düşünürü Bacon’ın görüşleri
çerçevesinde felsefesini oluşturmuştur. Bacon’ın şu özdeyişi, Beccaria’nın yapıtlarının temel savını temsil etmektedir: “Her
durumda, özellikle en güç koşullarda, hiç kimse tohum atılır atılmaz ürünün hemen devşirilmesini beklememelidir. Tam
tersine, onların gün be gün olgunlaşmaları için, bir bekleme dönemi zorunludur.” (Beccaria, 2016: 13).
24