2009: 20; Bartol ve Bartol, 2018: 397). Buradan hareketle, suç kavramını iki şekilde tanımlamak
mümkündür: 1. “Bir toplumda haksız sayılıp, yazılı-yazısız kurallarla yasaklanan ve yaptırımlara
bağlanan davranış ve eylem.”; 2. “Devletçe yasalarla tanımlanıp yaptırıma bağlanmış olan kurallara
aykırı davranış.” Toplumsal kurallara uymayan suçlu kişi ise, kabahatli, mücrim olarak
tanımlanmaktadır. Dolayısıyla, Eski Türkçe’de mücrimiyet terimine karşılık gelen suçluluk4
kavramı, “yasağa uymada bireyin başarısız kalması, toplumsal bir yükümlülüğe aykırı davranması”
durumunu ifade etmektedir (Ozankaya, 1984: 110; Türk Dil Kurumu [TDK], 1998: 2037).
Biyolojik, psikolojik, sosyolojik, ekonomik ve kültürel kaynakları ile çok boyutlu ve genel bir
kavram olan suç veya suçluluk olgusu, birden fazla disiplinin inceleme alanına girmekte ve her
disiplin bu olguyu farklı biçimlerde açıklama girişiminde bulunmaktadır (Özsan, 1991). Suçun
kavramsal açıklaması öncelikle ceza hukuku; olgusal açıklaması ise kriminoloji, sosyoloji, ruh bilim
ve ahlaki ilkeler çerçevesinde yapılmaktadır (Selçuk, 2014: 86-87). Kuşkusuz her disiplin suçu kendi
alanına göre anlama ve açıklama çabası içinde bulunacaktır. Nitekim araştırma kapsamında bu
disiplinlerin ve bilim insanlarının tümünün kapsamlı suç tanımlarına yer vermek gayri mümkündür.
Çünkü suç olgusunu birçok perspektiften ele almak mümkündür. Bu hususta okuyucuya genel bir
değerlendirme imkânı sunulmaktadır.
Ceza Hukuku’nda “yasanın cezalandırdığı hareket” olarak tanımlanan suç olgusu (Toroslu,
2014: 23; Yavuzer, 2018: 24), toplum düzenini bozan hukuka aykırı eylem veya davranıştır. Buna
göre, bir eylemin suç olarak nitelendirilmesi için yasalarda açıkça tanımlanmış olması
gerekmektedir. Bir diğer ifadeyle, her suç ve bu suça ilişkin ceza yasalar yoluyla belirlenir ya da
feshedilir. Yasalarda yer almayan bir fiil ceza hukukuna aykırı olsa dahi suç olarak kabul edilip, bir
yaptırıma tabi kılınmaz (Anayurt, 2001’den aktaran: Burkay, 2008: 12). Bu ölçüt, 5237 sayılı Türk
Ceza Kanunu’nda suçta ve cezada kanunilik ilkesi olarak yer almaktadır (Türk Ceza Kanunu [TCK],
2004: madde 2). Kanunilik ilkesi suçlar ve cezaların önceden belirlendiği, bir başka deyişle, kanuni
sınırların açıkça çizildiği hukuki bir terimdir. Bu ilkenin bir ayağını “kanunsuz suç ve ceza olmaz”
anlamına gelen Latince “nullum crimen nulla poena sine lege” terimi oluşturmaktadır (Eşitli, 2013:
225). Bu yönüyle ilke sınırsız ve keyfi cezai yaptırımlara karşı hukuki eşitliği ve kesinliği sağlamaya
yönelik olarak bireylerin hak ve özgürlüklerini korumak için oluşturulmuştur (Eşitli, 2013: 226;
Toroslu, 2014: 7).
Suçlar cürümler ve kabahatler olarak ikiye ayrılırlar. Cürümler bireylerin çıkarlarına ağır
zararlar veren ve toplumsal düzeni tehlikeye sokan eylemlerdir. Kabahatler ise, çıkarlara ve
4 Suçluluk kavramı, özel olarak “çocuk suçluluğu” şeklinde kullanıldığında ise, saygı duyulan değerlere saldıran bazı hafif
suç niteliğindeki davranışlardan -örn. bir araya gelen çocukların veya gençlerin gürültü yapmaları ve okulu asmaları vb.işlenen ciddi nitelikteki suçlara kadar -örn. dükkân soyma, meskene tecavüz ve araba hırsızlığı vb.- geniş kapsamdaki
davranışları ifade etmektedir (Marshall, 1999: 704).
14