BİRİNCİ BÖLÜM 1. ARAŞTIRMANIN METODOLOJİSİ 1.1. Araştırmanın Konusu Ülkemizde suç olgusuyla ilgili çalışmalar mahkûmlar istatistiği olarak Ceza ve Tevkifevleri Umum Müdürlüğü -günümüz adıyla, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü- tarafından izne tabi olarak ilk defa 1935-1942 yılları arasında paylaşılmıştır (Taşkın ve Yılmaz, 2020: 192). Söz konusu istatistikler akademik çalışmaları da harekete geçirmiş ve bu istatistiklerden yararlanılarak ilk çalışmalar verilmeye başlanmıştır. 1946 yılında Celal Aybar tarafından kaleme alınan “Türkiye’de Mahkûmlar ve Suçlular” başlıklı eser bu alandaki çalışmaların öncüsü konumunda sayılabilir. Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü resmi internet sitesinde yer alan veriler yeni araştırmalara vesile olmaya devam etmektedir. Zira Genel Müdürlüğün resmi sitesinde yer alan istatistiklere göre, Ekim 2017’de çocuk mahpus sayısı 2828 iken, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’nda yapılan Şubat 2018 tarihli toplantıda bu sayı 2979 olarak belirtilmiştir. Çocuk mahpus sayısındaki artış, dört ayda 151’i bulmuştur. Tutuklu ve hükümlü çocukların yüzde 91’inin adli suçlar nedeniyle cezaevlerinde bulunduğu tespit edilmiştir. Yargılama aşamasının sonunda hüküm giyen ve hürriyeti bağlayıcı ceza alan çocuklar, 12/07/2018 tarihi itibarıyla, Türkiye’de bulunan 4 çocuk eğitimevinden ya da 7 çocuk kapalı ceza infaz kurumundan birine gönderilmektedir (Ceza ve Tevkifleri Genel Müdürlüğü [CTE], 2018). Bu kurumlarda çocuklara eğitim ve öğretim verilmesi ilkesine tam olarak uyulacağı kanunlarla garanti altına alınmıştır. Görülmektedir ki, Türk ceza hukuku tutukluluk ve hükümlülük hallerinde çocuk mahkûmlar için özel düzenlemeler öngörmüştür. Bu düzenlemelerin başında infaz kurumları, çocuklara özgü kapalı cezaevi ve açık cezaevi niteliğinde olan eğitimevleri olarak sınıflandırılmıştır. Söz konusu düzenlemelerde önemli bir diğer nokta ise, çocukların eğitim haklarından faydalanabilmeleri hususudur. Suça sürüklenen çocukların ıslahında ceza infaz kurumları geçmişten günümüze hem fiziki koşulları hem de eğitim alanında önemli değişimlere uğramış olup; bu değişimlerle birlikte çocukların özde “yeniden sosyalleştirme” ve “yeniden eğitim” ile topluma kazandırılması ve iyileştirilmesi sağlanmaya çalışılmıştır. Öyle ki, bu kapsamda yerel yönetimler, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları iş birliği ile kurum içinde temel ve mesleki eğitimler verilmeye başlanmış; çeşitli meslek ve hobi kursları açılmıştır. Ancak kurumların kuruluş amaçları gereği fiziki şartları uyarınca eğitim hakkına ulaşılabilirlik ve iyileştirme faaliyetlerinin yeterliliği istatistiksel verilerle sınırlı kaldığından ve tartışılabilir olduğundan bu çalışma ile alandaki söz konusu boşluklar yerinde

Hedef paragraf seç3