E/CN.4/2002/60/Add.2
Sayfa 18
öğretimde ise yüzde 59.4 olarak gerçekleştiğini bildirmiştir.56 Bu kayıt yaptırma oranları, okul
yılının başlangıcına aittir. Okula devamlılık konusundaki veriler ise, 6-11 yaşındaki çocuklarda
devamlılığın yüzde 91.7, 12-14 yaş grubunda yüzde 80.6 ve 15-17 yaş grubunda yüzde 51
olduğunu gösteriyor. Bütün yaş gruplarında bu oranlar kız çocukları için daha düşüktür.57 Özel
Raportöre göre, okula devamlılık ve öğrenimi tamamlama konusunda veriler sistematik olarak
toplanmalı ve yayınlanmalıdır.
43. Her yerde olduğu gibi Türkiye’de de resmen rapor edilen okula kayıt istatistikleri okula kayıt
yaptıran çocukların sayısını vermekte, ancak okulda olması gerektiği halde olmayan çocukların
durumu konusunda sessiz kalmaktadır. Türkiye’nin Çocuk Hakları Sözleşmesi mekanizmasına
sunduğu ilk rapor, “henüz bir kimlik belgesi olmayan ve nüfusa kaydı yapılmamış bulunan
çocukların var olduğunu” kabul ediyor.58 Sadece 1998 yılında, yeni doğanların yüzde 37’si ve 4
yaşına kadar çocukların yüzde 22’si doğumlarının ardından nüfus kütüklerine kayıt olmamıştı.59
BM Ortak Ülke Değerlendirme Raporu, eksiklerin altını çizmiştir:
“Kesin, sürekli ve ayrıntılı bilgiler, yasaların ve politikaların başarılı bir şekilde
uygulanması için gereklidir. Fakat Türkiye, belirli alanlarda güvenilir bilgiden yoksundur.
Her şeyden önce, doğumda nüfusa kayıt yaptırma sisteminin mevcut durumu nedeniyle,
yıllık doğum sayısı bilinmemektedir. Engelli çocukların kayıt edilmesine ilişkin bir
sistem de yoktur…”60
44. Bütün çocukların nüfusa kaydolması, sıklıkla “ilk hak” olarak da anılır. Bu işlemin bütün
çocuklar için yapılması, zorunlu öğretimin bütün çocukları kapsamasının denetim altında
tutulabilmesi için önkoşuldur. Varlıkları yasal ve istatistikî açıdan onaylanmayan çocukların
haklarından mahrum kalması muhtemeldir. Dahası, her çocuğun özgün durumu, çocuğun eğitim
ve öğrenim hakkından yararlanması için özellikle önemlidir ve bu da kayıt altına alınmalıdır. Bu
özel durumlardan bazıları, örneğin engellilik, çocuğun okula erişim ya da başarılı bir şekilde
öğrenim görme olanağını ortadan kaldırabilir. Başka özgün durumlar ise, örneğin din ya da dil,
çocuğun en üstün çıkarı gözetilerek hesaba katılmalıdır. Özel Raportör, eğitim ve öğrenim
hakkının gerçekleşmesi için, çocuğun mevcut eğitim ve öğretim olanaklarına uyum sağlamaya
zorlanmasındansa, eğitim ve öğretimin her çocuğun durumuna uyarlanması gerektiğini tutarlı
olarak belirtmiştir.61 Eğitim ve öğretimin çocuğa uyarlanması, ayrımcılık gözetmeme ilkesinin
gerçekliğe tercüme edilmesini gerektirir. Dolayısıyla, ayrımcılığın ortadan kaldırılması nihai
amacına varmak için atılması gereken ilk adım, ayrımcı uygulamaların tespit edilmesidir. Her ne
kadar Milli Eğitim Bakanlığı Özel Raportöre Türkiye’de ayrımcılık olmadığı konusunda teminat
vermiş olsa da, nicel ve nitel verilerin mevcut olmaması, ayrımcılığın ortaya konması ve ortadan
kaldırılması sürecinin henüz başlamadığına işaret ediyor olabilir.
45. 1982 Anayasası, “dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasal düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ya da
benzer durumlara dayalı” ayrımcılık olmaksızın her vatandaşın kanun önünde eşit olduğu
ilkesine yer vermektedir. Bir dizi anayasal değişikliğin ardından hâlâ resmen kabul görmemiş
olan ayrımcılık temelleri – örneğin engellilik ya da etnik köken veya azınlık statüsü gibi – söz
56
Milli Eğitim Bakanlığı - “2001 Yılının Başında Milli Eğitim”, Ankara, Aralık 2000, mim., s. 107.
ILO/Devlet İstatistik Enstitüsü, Türkiye’de Çocuk İşçiliği1999, Ankara, Aralık 2001, s. 37.
58
Çocuk Hakları Komitesi, Türkiye İlk Raporu (CRC/C/51/Add.4), 8 Ağustos 2000, paragraf 199.
59
Turkey Demographic and Health Survey 1998, Institute of Population Studies, Hacettepe Üniversitesi, 1999.
60
Birleşmiş Milletler Ülke Ekibi, Common Country Assessment (CCA), Ankara, Aralık 2000, s. 68.
61
Annual report of the Special Rapporteur on the right to education, Katarina Tomaševski, E/CN.4/2001/52,
paragraf. 75-77.
57