Sembolik Etkileşimci Suça Sürüklenme Kuramları
Sembolik etkileşimci kuramlar suçun nedenlerinden çok ‘suçlular’ ve ‘suçun ne
olduğunu tanımlayanlar’ arasındaki etkileşime odaklanır. Suçlu ile ebeveynler,
öğretmenler, sağlık-güvenlik-adalet çalışanları arasındaki etkileşim ve kişinin ‘suçlu’
veya ‘sapkın’ olarak tanımlanmasının kişi üzerindeki etkileri sembolik etkileşimci
yaklaşımın inceleme konusudur. Sosyal etkileşime öznelerin yüklediği ‘anlam’ önem
taşır. Bu yönüyle sapma, uyum ve suça dair tanımlar esnektir. Yapısal işlevselci bakış
altında sıralanan kuramlar suçu daha çok kişinin kontrolünde olmayan dış faktörlere
gösterdiği tepki olarak açıklamaktadır. Bu pozitivist yaklaşıma sembolik etkileşimciler
karşı çıkmaktadır. Kişiler bir dış etkene tepki vermeden önce olaylara ‘anlam’ yükleyip,
içsel bir anlamlandırma sonunda davranış geliştirirler (Haralambos ve diğerleri, 1995, s.
405). Bu bölümde sosyoloji içinde fenomenolojik bakışla en çok örtüşen suç kuramları
konu edilmektedir. Sembolik etkileşimci kuramlar suç davranışının nedenlerini kişilerin
içinde olduğu sosyal etkileşim ve sosyal süreçlerde ararlar. İnsanların günlük yaşamda
sapma ve suça dair tanımları sembolik etkileşim yaklaşımın ilgi alanına girer. Bu
bölümde sırasıyla etiketleme kuramı, etkisizleştirme kuramı ve sosyal kontrol ve sosyal
bağ kuramı ele alınmaktadır.
Etiketleme kuramı
Etiketlemenin temel varsayımı hiçbir davranışın özünde suç olmadığı ile ilgilidir.
Bir şeyi suç yapan, davranışın ortaya çıktığı toplumdaki değer yargıları ve kararlardır.
Kanunlar, gücü elinde bulunduranlar tarafından yapılmakta ve polis ve mahkemeler gibi
kurumlarca kontrol altında tutulmaktadır. Suçun toplumsal etkileşim içindeki tanımının
konu edilmesi ve suça eleştirel yaklaşım ilk olarak etiketleme kuramı ile gerçekleşmiştir
(Muncie, 2010: s. 150).
Etiketleme kuramına göre sapkın davranışın doğası bazı insanların neden
sapkınlıkla yaftalandığını ortaya çıkararak mümkün olur. Sapkınlık yapısı toplumdaki
güç yapısıyla ilişkilidir. Bir çocuğun bahçeden meyve çalması varlıklı bir mahallede
aileler, polis veya öğretmenler tarafından masum görülürken, yoksul bölgelerde hırsızlık
eğilimi olarak değerlendirilebilir. Suça eğilimli davranış bile çocuğa suçlu damgası
vurulmasına sebep olabilir ve o çocuk okulda ve ilerde iş yerinde etrafındakilerce
güvenilmez kategorisinde yer alır. Döngüsel olarak kişi topluma ve toplumsal uzlaşımlara
26