kişiler hakkında suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde
dokuz yıldan on iki yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde yedi yıldan
dokuz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların üçte ikisi indirilir ve
bu hâlde her fiil için verilecek hapis cezası altı yıldan fazla olamaz. Fiili işlediği
sırada on beş yaşını doldurmuş olup da on sekiz yaşını doldurmamış olan kişiler
hakkında suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde on dört
yıldan yirmi yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde dokuz yıldan on iki
yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların yarısı indirilir ve bu hâlde
her fiil için verilecek hapis cezası sekiz yıldan fazla olamaz (m. 31).
Yukarıdaki maddeye göre çocukların cezai ehliyeti konusunda suçun işlendiği
zaman bulunulan yaş itibarıyla 0–12 yaş, 12–15 yaş ve 15–18 yaş grubu olmak üzere üç
grubuna göre ayrım yapıldığı anlaşılmaktadır (Kahraman, 2012). Başka bir ifadeyle;
kanunlarda çocukların cezai sorumluluğunu konusunda bireyin fiziksel, duygusal, sosyal
ve zihinsel gelişim özelliklerinin birbirinden farklı zaman dilimleri içinde gerçekleştiği
ölçütü ile hareket edilmiştir (Ayanoğlu, 2002). Ayrıca çocukların cezai sorumlulukları
“Çocuk Mahkemeleri Kuruluş, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun”
kapsamında da düzenlenmiş olup bu kanundaki hükümler “suçu işlediği tarihte henüz 15
yaşını bitirmemiş” kimseleri kapsar. Bu mevzuata dayanarak kanunların suça
sürüklenmiş çocuğun gelişim dönemini, çevre koşullarını ve olgunlaşmamış kişiliğini
inceleyerek 12–18 yaş arasındakileri eylemlerinden sorumlu tuttuğu anlaşılmaktadır.
Fakat çocukların cezai sorumluluğu kapsamındaki bu yaş sınırı ülkeden ülkeye farklılık
göstermekte olup 7–21 yaşları arasında değişiklik göstermektedir (Tekin, 2005).
Çocukların davranışlarını kontrol etmekte güçlük çekmesi, hayal kırıklığına karşı
toleranslarının düşüklüğü, engellenme ile karşılaştıklarında nasıl baş edeceklerini
bilememeleri, sorun çözme, öfke kontrolü ve iletişim kurma gibi sosyal becerilerinin
zayıflığı nedeniyle sosyal hayat içerisinde dengesizlik yaşamaları muhtemeldir. Gelişim
süreci içerisinde çocukların büyük bir bölümü sağlıklı bir sosyalleşme ve çevreye uyum
sağlamada
denge
kurabilmekte
ama
bazıları
bu
dengeyi
çeşitli
sebeplerle
sağlayamamaktadır (Ekici, 2016). Çocuğun yaşamış olduğu bu uyumsuzluk ve
dengesizlik de onu suça sürüklemektedir. Yasalardan bağımsız olarak toplumsal ve
psikolojik etkenler göz önünde bulundurulduğunda da suçlu çocuk kavramından ziyade
“suça sürüklenmiş çocuk” kelimesi yerinde olacağı düşünülmektedir.
13