ÖĞRENCILER VE EĞITIME ERIŞIM EĞİTİM İZLEME RAPORU 2020
GIRIŞ
Nitelikli eğitime erişim herkes için evrensel bir haktır. Bu hak, Türkiye’nin ulusal
mevzuatı ve taraf olduğu uluslararası sözleşmeler kapsamında garanti altına alınmıştır
ancak mevcut mevzuat ile pratikte gerçekleşen arasında bir fark söz konusudur.1
Geliştirilen ve uygulanan müdahale programlarına karşın, kimi toplumsal gruplar
eğitime erişim ve/veya eğitim süreçlerine tam ve etkin katılım konularında hâlâ çeşitli
engellerle karşılaşabiliyor. Okula kayıt yapılmasına ilişkin zorluklar, devamsızlık ve
okuldan erken ayrılma, zorbalık ve ayrımcılık, erişilebilir içerik ve materyallerin
yetersizliği gibi sorunlar öğrencilerin eğitime erişim ve katılımını olumsuz yönde
etkiliyor. Bu bağlamda karşılaşılan zorluklar kesişimsel durumlarda daha da
derinleşebiliyor. Örneğin, özel gereksinimli bir öğrencinin eğitime erişememesi
durumunda yaşadığı “dezavantajlılığın” boyutu, öğrencinin aynı zamanda Roman veya
yoksul olması durumunda katlanıp “çoklu dezavantajlılığa” neden olabiliyor.
Kapsayıcı eğitim yaklaşımı, tüm öğrenenlerin nitelikli eğitime erişiminin mümkün
kılınabilmesi için bir çerçeve sunuyor. 1990 yılında Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve
Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından düzenlenen Herkes için Eğitim Konferansı’nda2
kapsayıcı eğitim, eğitim sisteminin kapasitesinin “tüm öğrenenlerin kapsanması”na
yönelik güçlendirilmesi bağlamında ele alındı.3 Kavramın bu yaklaşımla ele alınması,
eğitime ilişkin bir paradigma tartışmasını gündeme getirdi. Bu tartışmayla birlikte
çözüm olarak, belirli gruplara yönelik özel uygulamalar yapılması ve sisteme “uyum”un
sağlanması yerine sistemin kendisinin tüm gereksinimleri ve çeşitli varoluşları
eşzamanlı kapsayacak şekilde tasarlanması ve işletilmesi alınmaya başlandı. 1994
yılında yayımlanan Salamanca Bildirisi’nde “özel eğitimin güçlendirilmesi” yerine
“bütünleştirilmiş eğitim ortamlarının kapsayıcılığının artırılması” gerektiğinin ortaya
konması bu dönüşümün örneği niteliğindedir.4 5
Kapsayıcı eğitim, “her öğrenci önemlidir ve eşit derecede önemlidir”5
ilkesine dayanarak herkesin hak ve hizmetlerden eşit yararlanabilmesini
odağa alır ve tüm çocukların yararınadır.
Bu yaklaşıma göre, toplumsal, ekonomik ve kültürel dinamikler ile eşitsizliklerin
doğurduğu engellerin tespit edilmesi yoluyla ayrımcılığın önlendiği ve çeşitli
gereksinimlerin karşılanabildiği eğitim ortamlarının tesis edilmesi
önceliklendirilmelidir. Böylece çocukların eğitim ortamlarında kendilerini güvende ve
sınıfın/okulun bir parçası olarak hissetmeleri (aidiyet), hem akademik hem sosyalduygusal gelişimlerinin desteklenmesi ve kendilerini gerçekleştirebilmeleri mümkün
olabilecektir. Tüm öğrencilerin, potansiyelleri doğrultusunda gelişimlerinin
1
Gül, 2012.
2
Education For All.
3
UNESCO, 2009.
4
UNESCO, 1994.
5
UNESCO, 2017.
9