Uzak doğuda ise yine çocuk tanımının ülkeden ülkeye ve hukuki konuya göre
değiştiği görülmektedir. Japonya’da Çocuk Refahı Yasası’na göre on sekiz yaşının
altındaki herkes çocuk olarak tanımlanır. Bağımsız yasal işlem yapabilmek için ise bu
yaşı kanunlar yirmi olarak tanımlar[15]. Yasalarca cezai ehliyet yaşı on dört olarak
kabul edilir [16].Güney Kore’de Çocuk Refah Yasası’na göre çocuk, 18 yaş altındaki
kişi olarak tanımlanır. Cinsel istismardan çocuk ve gençleri koruma yasasına çocuk
göre on dokuz yaşın altındaki kişiler olarak tanımlanmaktadır. Medeni kanuna göre
yirmi yaşındaki herkes reşit sayılırken, ceza kanununa göre 14 yaş altındaki kişiler
cezalandırılmaz[17]. Dünya’nın ileri gelen ülkelerinden biri olan Rusya’ da hukuki
süreçlerce on sekiz yaş reşit olma yaşı olarak kabul edilirken, on sekiz yaş öncesinde
evlenen bir kişi evlendiği tarihten itibaren reşit kabul edilmektedir[18].
Yukarıdaki ifadelerde farklılıklar ile çocuk tanımının ilke ve kültürlerarası
değişebildiği görülmekle birlikte, bu tanımlarda ortak olan toplumun düzenini
bozmamaya riayet ederek çocukların her durumda içinde bulunduğu koşullara göre
bireysel değerlendirilme gerekliliği ve her zaman yüksek yararının gözetilmesidir [19].
2.1.2. Çocuk ve Çocukluk Kavramının Tarihsel Süreçteki Seyri
Tarihsel süreç içerisinde çocuk ve çocukluk kavramı incelendiğinde, zamanın
ve medeniyetlerin gelişimi ve değişimi ile toplumların çocukluğa bakış açısının
değişmekte olduğunu görülmektedir. Bu değişim Antik Yunanda Aristo’ya göre
çocukluk ‘insan hayatı üzerinde tehlikeli değişimlere neden olabilecek zorluk,
hastalık, kaza gibi faktörlerin bulunduğu riskli bir dönem’ olarak değerlendirilir.
Ayrıca Antik Yunan’da babanın çocuğun üzerinde mutlak hakimiyeti olduğu görüşü
egemendir. Bu hakimiyetin bazı toplumlarda çocuğun ölümüne karar verilmesine dahi
neden olabildiği ifade edilmektedir [20].
Orta çağda ise çocukluk farklı bir dönem olarak tanımlanmamış, çocuklar
küçük yetişkinler olarak değerlendirilmiş, katı disiplin ve ağır cezalarla karşı karşıya
kalmışlardır [21]. Yine bu dönemde
zorlu hayat koşulları, erken yaşta çocuk
ölümlerinin sıklığı ve bebek bakımına dair bilgi eksikliğinden dolayı çocuk-aile
bağlanmasında eksiklikler görülmektedir [21].
5