toplayarak toplumun suçlulardan değil suç kabul edilen davranıştan sorumlu olduğu
sonucuna ulaşmıştır [36-37].
4.2.1.4. Psikanalitik ve psikiyatrik ekol
Psikiyatr ve psikanalistler, suç kabul edilen eylemi açıklarken zihni çatışmalar,
içe itilmiş arzular ve diğer motive eden eğilimlerle beraber davranışın sembolik formu
olan suçluluğu el almaktadır [1].
Suç, psikanalitik yaklaşıma göre, ego ve süperego gelişiminde yaşanan
yetersizlik
sebebiyle
id’
in
arzularının
kontrol
altına
alınamamasından
kaynaklanmaktadır. İd, ego ve süperego’ nun dengeli olmayan denetimi ya da
denetimsizliği bireyi suçluluğu da içinde barındıran anti- sosyal davranışlara
yönlendirmektedir. Freud’ a göre ise, suçlu davranışın oluşmasında bilinçdışı
motivasyonlar önemli rol oynamaktadır. Aynı zamanda Freud suçu nevrozları
açıkladığı gibi açıklamaktadır. Ona göre, suç işlemiş kişide oedipal dönemden
kaynaklanan ve bilinçdışına itilen suçluluk ve günahkarlık duygularını gidermeye
yönelik ceza alma arzusu ortaya çıkmaktadır. Suç işleyen kişi ise, var olan bu
duygudan kurtulabilmek için cezalandırılmak istemektedir. Yani suçtan önce suçluluk
duygusu vardır ve var olan bu duygu kişiyi suça itmektedir [7].
Aichorn’ a göre dinamik bir ifade olan suç, psişik kuvvetlerin karşılıklı
gruplaşmasıdır. Suç, disosyal yani sapma olarak tanımlanan davranışların sebebi
olabilmektedir. Ayrıca Aichorn, bu psişik enerjinin akış yolu bulamaması sonucu yeni
belirtilerin ortaya çıkarabileceğine değinmektedir [1].
Özet olarak psikanalitik ekole göre suç, bastırılmış bir karmaşanın sembolüdür.
İçe itilen meyiller çoğunlukla değişikliğe uğrayarak ya da yollarından saparak
tekrardan ortaya çıkarlar [1].
4.2.1.5. Biyolojik ekol
Biyolojik ekole göre suç, organizmanın şartlarının bir ürünüdür. Yani, suça
eğilim, kalıtsal özellikteki bedensel şekillerle ilişkilidir. Suç işlemiş kişiler, suç
işlemeyen kişilere göre bedensel olarak farklılık göstermektedir. Bu görüş Lombroso’
nun fikirleri ile temellendirilmiştir [7].
19