beş etkisizleştirme tekniği ortaya koymuşlardır. İlki ‘sorumluluğu inkar etme’dir. Kişi
eylemin kasti değil kazara olduğunu öne sürer ve/veya suç davranışına sebep olarak
yaşadığı mahalle, ailesi gibi dışsal ve kontrolünde olmayan değişkenleri işaret eder. İkinci
teknik, ‘zararı inkar etme’dir. Kişi davranıştan kimse doğrudan ve büyük çaplı bir zarar
görmedi diye düşünerek, hırsızlığı ödünç alma, çete kavgasını kimseye zararı olmayan
kendi içinde bir hesaplaşma olarak nitelendirir. Üçüncü teknik ‘mağduru inkar etme’dir.
Kişi işlediği suçta bir haksızlık olmadığına, aksine bir adaletin yerini bulduğuna veya
kendi nazarında bir suçluyu cezalandırdığına inanır. Dördüncü teknik ‘kınayanları (yasa
uygulayıcıları) kınama’dır. Kişi aile, polis, öğretmenler gibi sosyal kontrol
mekanizmalarını ikiyüzlü ve gizli sapkın olarak görüp onlara saldırarak kendi
davranışının yanlışlığını baskılar. Sonuncu ise ‘üstün bir değere atıf yapma’ tekniğidir.
Kişi suç davranışına kendi için değil ailesine veya arkadaşlarına yardım için karıştığını
öne sürer.
Dostoyevski’nin Suç ve Ceza romanında konu edilen Raskolnikov isimli genç
(Dostoyevski, 2013, orijinali 1866) işlediği cinayet sonrası suçunu itirafına kadar geçen
iki haftalık sürede uzun iç tahlillerle defalarca kendi içinde suçunu rasyonelleştirme
çabasına girmektedir. Cinayet gibi tüm kültürlerde suç kabul edilen bir eylem için bile
mantıklı gerekçeler arayarak iç gerilimler yaşamış ve vicdanını rahatlatmaya
çalışmaktadır. Cinayet öncesi yazdığı ortaya çıkan bir makalesinde, Raskolnikov’un,
işlediği suçtan pişmanlık duymayıp suçunu sahiplenenlerin özgürleşeceğini ve kahraman
olacağını iddia ettiği ve bunula ilgili Napolyon örneğini verdiği görülmektedir. Zihninde
defalarca öldürdüğü yaşlı tefeci kadının ölmeyi hak eden kötü biri olduğuna kendini ikna
etmeye çalışmış ancak sadece cinayete tanık olduğu için öldürdüğü diğer kadın, yani
tefecinin kız kardeşi, konusunda vicdanı onu rahat bırakmamıştır. İki kadını çok belirgin
bir sebep olmaksızın balta kullanarak vahşice katleden Raskolnikov evrensel ölçüde
toplumsal normlara ve yasalara aykırı olan uç bir suç davranışı gerçekleştirmiştir. Diğer
taraftan da toplumsal normlardan tamamen bağımsız, adeta bir “suçlu alt kültürünün
kendine ait normları” (Cloward ve Ohlin, 1960; Cohen,1955)
ile düşünmeyi ve
davranmayı başaramayıp büyük bir ruhsal buhrana sürüklenmiştir. Hem “toplumsal
sözleşmeyi” (Rousseau, 2016, orjinali 1762) ihlal etmesi hem de suçluluk duyması
paradoksaldır. Gerçekleştirdiği eyleme ilişkin Raskolnikov ne tamamıyla toplumsal
normları dışlayabilmekte ne de tamamıyla yaşadığı topluma uyum sağlamayı
başarabilmektedir. Tüm bu süreçte Raskolnikov’un işlediği suçu rasyonelleştirme çabası
31